Home / Said Nursi: Korkmayın, cesur olun en büyük farz vazife ittihad-ı İslâmdır

Said Nursi: Korkmayın, cesur olun en büyük farz vazife ittihad-ı İslâmdır

 CEMAHİR-İ MÜTTEFİKA-I İSLAMİYE’NİN VAKTİ GELDİ !!

İslam İşbirliği Teşkilatı, Kudüs özel gündemi ile olağanüstü toplanıyor

Risale Haber-Haber Merkezi

Bediüzzaman Said Nursi, İslam birliğine dair “İhfâ ve havf riyadandır. Farzda riya yoktur. Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâmdır…” cümlesini kullanıyor. Bunu izah eder misiniz?

Bu cümle Divan-ı Harb-i Örfî eserinde geçiyor. İlgili bölüm şöyle:
“İhfâ ve havf riyadandır. Farzda riya yoktur. Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâmdır. İttihadın hedef ve maksadı, o kadar uzun, münşaib ve muhit ve merakiz ve meabid-i İslâmiyeyi birbirine rapt ettiren bir silsile-i nuranîyi ihtizaza getirmekle, onunla merbut olanları ikaz ve tarik-i terakkiye bir hâhiş ve emr-i vicdanî ile sevk etmektir.”

Bediüzzaman Said Nursi, İslam birliği yolunda gizlenmenin ve korkmanın, riya ve gösteriş gibi haram ve günah olduğunu belirtiyor. Öyle ise İslam toplumları ve devletleri İslam birliği yolunda gizlenip korkmasınlar, cesur ve açıktan ilan etsinler ve korkmasınlar. Farz olan İslam birliğinde cesur ve açık olmak riya değil sevaptır; zira farzların izhar ve ilan edilmesi riya değil fazilet ve sevap olarak addedilmiştir.

Bu İslam birliğinin temin edilmesinde her ferdin vicdani ve imani bir sorumluluğu vardır ve bu uzun soluklu bir mücadeledir. Öyle ise her bir fert kendi üzerine düşen vazifesinde açıktan ve cesur bir şekilde bu kutlu yola katkıda bulunmalıdır ve başkalarına da örnek teşkil etmelidir, bu kolektif bir ibadettir, izhar ve ilanı daha sevaptır.

 

İslam Birliği nasıl olmalı? – Risale Ajans

Birliği parçalayan asıl etken menfi milliyetçilik duygularıdır. Yani farklı yaradılışın sebeplerinin yanlış anlaşılması ve Kur’an’ın bu konudaki irşadından uzaklaşılmasıdır. Bu olumsuz gidişe dur diyenlerin başında ittihad-ı İslamı yeniden canlandırmayı esas maksat yapan fikir ve dava adamları gelmektedir. Hepsinin ortak özelliği, hilafetin, saltanata dönüşen sembolik haliyle dahi birleştirici bir yönünün olduğu konusundaki kabulleridir.
İslam birliğinin anlamı 
Birinci olarak dünyadaki tüm Müslümanların birlikte hareket edebilmeleridir. “Mü’minler sağlam bir binanın taşları gibidir; birbirlerine kuvvet verirler.” (Süyuti, el-Fethü’l-Kebir, 2:309) İkinci olarak İslam ülkelerinin ve bu ülkeleri yöneten devletlerin kendi aralarında çeşitli alt birlikler ve “tek bir üst ittifak” kurmalarıdır. Bediüzzaman’ın ifadesiyle; “ittihad-ı İslam”dır. O bunu; “Azametli, bahtsız bir kıt’anın; şanlı, tali’siz bir devletin; değerli, sahipsiz bir kavmin reçetesi” olarak sunar. (Mektubat, Sayfa 452)
İnsan olmak şüphesiz tüm dünya insanları ile ortak paydamızdır. Ancak bu payda dünyaya aittir, geçicidir ve hemcinslerimizle zayıf bir bağ kurar. Vazgeçilmez asli kimliğimiz ise Müslümanlığımızdır ve bu kimliğimiz birbirimizle dayanışmayı gerekli kılar. Tüm insanları İslama davet etmek elbette ki bir Müslüman’ın başta gelen görevlerinden biridir. Ama bu davete icabet etsinler veya etmesinler, bütün insanlara karşı adalet ve iyilikle davranılması şarttır. Yine, Müslüman olmayan topluluklarla verimli ve faydalı diyaloğun temini için de esasen İslam ittifakı şarttır. Bu ittifak ve dayanışmayı Bediüzzaman, “ibadet” ve “bu zamanın en büyük farz vazifesi” (Hutbe-i Şamiye, s. 94) olarak görür.
İslam birliğini gerekli kılan sebepler 
Bediüzzaman; Müslüman’ları birbirine kardeş ve maddi-manevi yardımcı yapan temel unsurun İttihad-ı İslam olduğunu ifade etmektedir. (Emirdağ Lahikası, s. 336) Birlik ve dayanışma, İslamların birbirinden destek alarak gelişmelerine; Allah’ın adını yayma ve dünyayı anlamlı hale getirmelerine; İslam Dünyasının gücünü, varlığını ve söz sahibi olduğunu, küresel ortamda “ittihadla” (Nursi, Divan-ı Harbi Örfi, s. 57) göstermelerine vesile olacaktır.
İslam birliği, İslam dinine karşı yapılan ve yapılacak olan saldırıları bertaraf edecektir. İslam ülkelerinin, egemen ülkelerin baskılarından, saldırılarından ve yağmalamalarından kurtulabilmeleri ve hukuklarının korunabilmesi için birlik olmaları ve güçlenmeleri gereklidir. Nursi’ye göre bu saldırıların karşısında ancak ittihad-ı İslam ile durulabilecektir. (Nursi, Emirdağ Lahikası, s. 271)
İslam birliği, ekonomik fakirliğin ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin de önüne geçecektir. İslam coğrafyasının milli serveti durumunda olan ekonomik kaynaklar da ancak bu sayede korunabilecek ve adil biçimde dağıtılabilecektir. Böylece Müslümanların fakr u zaruret içinde oldukları ve bunun da İslam dininden kaynaklandığı yolundaki yanlış fikrin de önüne geçilebilecektir.
Sünnette İttihad-ı İslam 
Peygamberimiz Medine’ye hicretinden hemen sonra, öncelikle sosyal alanda birliği sağlamıştır. Kabilelerin arasını düzeltmiştir. Ardından bir anayasa hazırlayarak siyasi birliği kurmuş ve geliştirmiştir.
Hulefa-i Raşidin döneminde ve sonrasında bu siyasi birlik genişlemiş ve Hilafetin Osmanlı’ya geçişi ile birlikte daha da büyümüştür. Yavuz Sultan Selim’in İslam Birliği çabaları ve önemli ölçüde başarıya ulaşması bunu göstermektedir. Bu dönem İslam’ın muzafferiyet yılları olmuştur. Ancak daha sonraları İslam birliği parçalanmış ve Müslümanlar güven ve emniyetlerini kaybetmişlerdir.
Birliğin düşmanı; ırkçılık ve çaresi 
Birliği parçalayan asıl etken menfi milliyetçilik duygularıdır. Yani farklı yaradılışın sebeplerinin yanlış anlaşılması ve Kur’an’ın bu konudaki irşadından uzaklaşılmasıdır. Bu olumsuz gidişe dur diyenlerin başında ittihad-ı İslamı yeniden canlandırmayı esas maksat yapan fikir ve dava adamları gelmektedir. Hepsinin ortak özelliği, hilafetin, saltanata dönüşen sembolik haliyle dahi birleştirici bir yönünün olduğu konusundaki kabulleridir. Bu sebeple Bediüzzaman da bazı selefleri ve çağdaşları gibi, bütün İslam aleminin temsilcilerinden oluşacak demokratik bir meclisin, modern çağın Müslümanlarının manevi önderi sayılan halifeyi temsil edeceğini ve birlik beraberlik ihtiyacını karşılayacağını savunmaktadır.
Bediüzzaman ayrıca, ittihad-ı İslamın, dağıldığı noktadan toplanacağını ifade etmiş, Anadolu ve İstanbul’u bu özelliğinden dolayı terk etmeyi hiçbir zaman düşünmemiş ve “Mekke’de de olsam buraya gelmem lazımdı.” diyerek mücadelesine yılmadan devam etmiştir.
İslam milletleri uyanıyor 
Bediüzzaman’a göre; büyük ekseriyeti Müslüman olan bazı milletler, büyüklükleri ve İslam tarihindeki rolleri sebebiyle İslam birliğinin temel taşları hükmündedir. İslam birliğinin yeniden tesisi için bu milletlerin uyanması gereklidir. Üstelik bu milletler, tarihten ve esaretten aldıkları dersle uyanmaya ve ittifaka hazırdırlar.
1910’da Rusya’da esarette bulunduğu sırada Tiflis’te, İslamın parça parça olduğunu söyleyen Rus Polisine Bediüzzaman’ın cevabı şudur: “Tahsile gitmişler. İşte Hindistan (Pakistan), İslamın müstaid bir veledidir; İngiliz mekteb-i idadisinde çalışıyor. Mısır, İslam’ın zeki bir mahdumudur; İngiliz mekteb-i mülkiyesinden ders alıyor. Kafkas ve Türkistan, İslamın iki bahadır oğullarıdır; Rus mekteb-i harbiyesinde talim alıyor. İla ahir… Yahu, şu asılzade evlat, şehadetnamelerini aldıktan sonra, herbiri bir kıt’a başına geçecek, muhteşem adil pederleri olan İslamiyet’in bayrağını afak-ı kemalatta temevvüc ettirmekle, kader-i Ezelinin nazarında, feleğin inadına, nev-i beşerdeki hikmet-i ezeliyenin sırrını ilan edecektir.” (Nursi Sünuhat, s. 84)
İslam birliğinin prototipi; İKÖ 
İslam ülkelerinin kurduğu birlikler içinde en kapsayıcı, en belirgin ve istikbali en parlak olan örgüt 57 üyeli “İslam Konferansı Örgütü”dür.
Şüphesiz bu örgüt Birleşmiş Milletlerin alternatifi değildir. Yine bu örgüt, Arap Birliği, Afrika Birliği gibi başka bölgesel örgütlerin alternatifi ya da engelleyicisi de değildir.
İslam birliğine engel olmamak kaydıyla bu tür alt birlikler faydalı olabilir. Ancak alt birlikler için ana tema, Arap ya da Türk milliyetçiliği ve sair dışlayıcı yaklaşımlar olmamalıdır. Nitekim Bağdat Paktı ya da CENTO Bediüzzaman’ın heyecan duyduğu, ancak akim kalmış bir projelerdir.
İKÖ’nün, 1969’da kurulmasına sebep olan Kudüs’ün kundaklanması hadisesi de gösteriyor ki, günümüzde olduğu gibi, gelecekte de İslam dinine büyük saldırılar olacaktır. Bu saldırıları püskürtmek ve “doğru İslam”ı güçlü bir ifade ile dünya kamuoyuna anlatmak için bu kuruluşun güçlenmesine ve aktif hale getirilmesine şiddetle ihtiyaç vardır.
Yine İslam birliğine engel olmamak kaydıyla, Avrupa Birliği ve benzeri birliklere üye olmak da faydalıdır. Zira İslam birliğinin nihai hedefi, Müslümanların kendilerini, dış dünyaya, daha doğru ve huzurlu bir anlayış ortamında tanıtabilmeleridir.
İslam birliğinin sonraki aşaması dünya birliğidir. Yani dünyanın sulh ve sükun dünyası haline gelmesidir. Bunun için de Müslümanlarla diğer dinlerin mensupları arasında işbirliği yapılmasına ihtiyaç vardır.
Doğuyu ayağa kaldıracak ve canlandıracak olan vasıtalar ekonomi, milliyet gibi sun’i ve dünyevi bağlardan ziyade, kudsi din hisleridir. İslam coğrafyasındaki birliklerin, dine dayalı birlikler olmasını, Kur’an’da isimleri geçen Peygamberlerin çoğunun Asya’da çıkması ve sosyolojik olgular zorunlu kılmaktadır.
Birliğin şartları 
İslam ülkelerinin yeniden birlik tesis etmeleri için lazım olan ana malzemeler, yani birliğin harcı şunlardır:
1- İslam birliği için olmazsa olmaz durumundaki birinci şart; Müslümanlar arasında ittifakın sağlanması ve mevcut istibdatların sona erdirilmesi, yani İslam ülkelerinin demokratik yönetimlere kavuşturulmasıdır. Ancak demokratik yönetimler sayesinde İslam milletleri ittifak edebilir. Bunu Bediüzzaman şöyle ifade etmektedir: “Meşrutiyet-i meşrua; Üç yüz milyondan ziyade ehl-i İslamı bir aşiret gibi birbirine rapteder” (Beyanat ve Tenvirler, s. 48)
Halktan kopuk yöneticilerin başka ülkelerin yöneticileriyle gerçekten ittifakı mümkün değildir. Görünüşteki ittifaklar ise zayıftır ve en önemlisi yıkıcı dış etkilere açıktır.
Demokratik sistemi ayakta tutan, demokrasi kültürü ve özellikle örgütlenme özgürlüğü ile gelişen sivil toplum kuruluşlarıdır. Tüm İslam ülkelerinin tam bir hürriyet ortamını ve bu arada kamu özgürlüklerini tesis etmesi şarttır.
Hürriyetçi demokratik ortam, hem ittifakın parçası durumundaki devletler içinde İslamiyet’i parlatır. Hem de ittifakın içine bazılarının diğer bazılarına üstünlük iddiasının önüne geçer. Böylece farklılıklar korunarak ve farklılıklara saygı duyularak uzun ömürlü bir ittifak kurulmuş olur.
2- İkinci şart Müslümanların kendi aralarındaki nurani bağların farkına varmalarıdır. Yani millet; “tenvir ve irşad” edilmelidir. Hac bu bağların anlaşılmasına, kurulmasına ve geliştirilmesine hizmet eden çok önemli bir ibadettir.
3- İslam toplumları arasında muhabbet duygusunun yerleştirilmesidir. Yani, husumeti yok etmektir: Husumetin cehalet, zaruret ve nifaka yapılmasını öneren Bediüzzaman, özellikle ittihadın meşrebinin muhabbet olduğuna vurgu yapmaktadır. (Hutbe-i Şamiye, s. 95)
İslam birliğine giden sürecin kilometre taşları 
İslam birliğinin temel dayanaklarından biri bilgidir. Bilgi toplumu olmak, bilimsel metotlara bağlı kalarak karşılaşılan her meseleyi, bilimsel verilerle çözmek demektir. Kısaca Bediüzzaman, “marifetin şua-ı elektriğiyle” “imtizac-ı efkar”a oradan da “ittihad” a (Münazarat, s. 113) uzanan bir süreç olarak tarif eder.
İslam birliğinin devletler seviyesinde gerçekleşmesi, öncelikle bu tür bir şuurun her bir İslam toplumuna ve bireylere yerleşmiş olması ile mümkündür. Bunun için öncelikle o toplulukların kendi içlerinde ittifakı sağlamış olmaları lazımdır. Başta toplumun sosyal dinamikleri durumundaki dini cemaatlerin amaç ya da amaçlar doğrultusunda ittifak etmesi bir zorunluluktur.
Dini cemiyet ve cemaatlere üye olma veya birleştirme hususlarında meslek ve meşreplerde değil de maksatta birleşme olmalıdır. Meslek ve meşreplerin tümünü tek bir meslek altında toplamanın hem fıtrata, hem de ahlaka uygun olmadığı bilinmelidir. Birbiriyle imtizaç etmeyecek mizaçları, sadece birlik sağlamak amacıyla bir araya getirmeye çalışmanın faydadan çok zarar vereceğini izaha bile gerek yoktur. Bu, “hedefe birlikte yürümek” şeklinde olmalıdır. Aksi halde Bediüzzaman’ın ifadesiyle; “…taklit yolunu açar ve ‘Neme lazım, başkası düşünsün.’ sözünü söylettirir.” (Hutbe-i Şamiye, s. 105).
Birliğin olması gereken özellikleri 
* Birlik, müsbet İslam milliyeti esası üzerine tesis edilmelidir. Farklılıklara saygılı olmalıdır.
* Tam demokratik bir temsil ve yönetim yapısına sahip olmalıdır.
* Çıkış noktası İslam milletinin kendi öz varlığı ve değerleri olmalıdır. BOP gibi dış etkenli oluşumlar fayda değil, zarar verir.
* İdari yönden federasyona benzer, esnek bir yapıda olmalıdır.
* Bir “tek çatı” organizasyonu olmalı ve aynen güneş sistemi gibi uyum içinde bulunmalıdır. İslam güneşinin “cazibesine ittiba ile muvazene ve aheng-i umumiyeyi muhafaza” (Divan-ı Harb-i Örfi, s. 57) etmeli yani dünya barışını tesis etmelidir.
* Bütün mensuplarına ortak şeref sağlamalı “…herkesi başkasının haysiyet ve şerefiyle şereflendiren…” (Divan-ı Harb-i Örfi, s. 57) bir yapıda olmalıdır.
*Birliğin ortak ekonomik, diplomatik ve caydırıcılığı sağlayacak savunma gücü bulunmalıdır.

About

Check Also

GEL, BU AZİM SARAYIN NAKIŞLARINA DİKKAT ET…

Allah (c.c.) ayetlerinde insanoğluna hitab ederek  düşünmeye, akletmeye ve yarattığı eserlerinden Zatını tanımamızı istemiştir. “Göklerin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir