Home / KUTSAL TOPRAKLARDAN HABER VAR

KUTSAL TOPRAKLARDAN HABER VAR

Evet, o burhanın şahs-ı mânevîsine bak:

Sath-ı arz bir mescid, Mekke bir mihrap, Medine bir minber; o burhan-ı bâhir olan Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün ehl-i imana imam, bütün insanlara hatip, bütün enbiyaya reis, bütün evliyaya seyyid, bütün enbiya ve evliyadan mürekkep bir halka-i zikrin serzâkiri; bütün enbiya hayattarkökleri, bütün evliya tarâvettar semereleri bir şecere-i nuraniyedir ki, herbir dâvâsını, mu’cizatlarına istinat eden bütün enbiya ve kerametlerine itimat eden bütün evliya tasdik edip imza ediyorlar. Bediüzzaman

 

MEKKE – MESCİD- ÜL HARAM

Tüm dünyadaki maddi imkânı olan bütün Müslümanlara farz kılınan, hac vazifesini yerine getirmek için gittikleri Kâbeyi de içerisine alan mescide, Mescid-i Haram denilmektedir. Bilindiği kadarıyla dünya üzerinde inşa edilen ilk mescittir.

Mescid-i Haramın içerisinde bulunan Kâbe, Müslümanların kıblesi olarak tanımlanabilir ve Hz. İbrahim tarafından inşa edildiği bilinmektedir. Mescid-i Haramdan önce ilk Müslümanların kıblesi Kudüsteki Mescid-i Aksadır.

Mescid-i Haramın içerisinde Zemzem kuyusu ve Makam-ı İbrahim bulunmaktadır. Hz. İbrahimden sonra birçok defa değişikliğe uğramıştır.Ve günümüzde ki en son halini almıştır. Yapılan değişiklikler ve ilaveler ile birlikte, 361 000 metrekarelik bir alanı kaplamaktadır. Mescid-i Haramın diğer adı da Harem-i Şeriftir. Savaş olmadıkça Mescid-i Haramın çevresinde savaşmak dinen yasaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Müslümanların kıblesi kabe

Mescid-i Haramı çevreleyen duvarlarda, 19 tane kapı, 92 tane kubbe ve 7 tanede minare bulunmaktadır. Mescid-i Haram içerisinde tavaf edilirken dönülen alan yani metaf yer almaktadır. Mescid-i Haram, dünya üzerindeki en kıymetli, en değerli camidir. Burada kılınan namazın diğer yerlerde kılınan namazlardan yüz bin kat daha değerli olduğu söylenmektedir. Müslümanlar için dünya üzerinde ki en kıymetli yerlerin başında gelmektedir. Maddi imkânı olan bütün Müslümanlar bu mübarek yerleri ziyaret edebilmek ve hac vazifesini yerine getirebilmek için sıraya girmekte ve uzun yıllar boyunca sabırsızlıkla beklemektedirler. Yüce Rabbimiz, bu mübarek yerlere gidebilmeyi isteyen herkese nasip etsin.

MEDİNE – MESCİD-İ NEBEVİ

Sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.), Mekke’den Medine’ye (M.622) hicret ettiklerinde; Medine’de herkes O’nu misafir etmek istiyordu. Devesini serbest bıraktı ve devenin çöktüğü yere en yakın evde, Hz.Eyyub El-Ensari’nin evinde misafir oldu. Devenin çöktüğü boş arsa alınarak bir mescid inşa edildi. Mescidin inşası bittikten sonra, çevresine mescide bitişik birkaç oda yapıldı ve Hz.Peygamber buraya taşındı. Hz.Muhammed (s.a.s.), Medine’de bu odalarda kaldı ve orada vefat etti. Mübarek vücudu da vefat ettiği odaya defnedildi. Mescid daha sonraları büyütüldüğünden, Peygamberimizin kabri, bugün Mescid-i Nebi’nin içerisinde kalmıştır.

İlk Mescidin Özellikleri

  1. Mescidin temeli 3 zirâ (ort. 1,5 metre) taş temel, duvarı killi topraktan yapılmış kerpiç kullanılmıştır.
  2. Mescidin uzunluğu 70 zirâ (ort. 34metre), genişliği 60 zirâ (ort. 29 metre) ve yüksekliği 5 zirâ(ort. 2,5 metre)dır. Alanı ortalama 1000 metre karedir.
  3. Duvar yapısı Araplar arasında Semit olarak bilinen kerpiç üstüne kerpiç örülmesi ile Saide denilen bir kerpiç üstüne yarım kerpiç konulması tarzındaydı.
  4. Mescidin ilk kıblesi Beytül Makdis (Kudüs) idi. Mihrap hurma kütüklerinden yapılmıştı. (Sonradan kıble Mescid-ül Haram’a çevrildi.)
  5. Doğu duvarının güney kısmına Hz. Ayşe ve Hz. Sevde için iki adet oda yapılmıştı.
  6. Mescid’in güneybatı kısmında kimsesiz ve fakir Müslümanlar için Suffa adı verilen gölgelik yapılmıştı.

 

Peygamber efendimizin Mekke’den Medine’ye göç ettği 632 yılında devesinin çöktüğü yere yapılan Mescid-i Nebevinin ilk görünümünün temsili resmi.

Aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.

 

 

Mescid-i Nebev’inin bir çok kere tadilat gördükten sonraki planı.

Mescid-i Nebevi’nin dış görünümü.

RAVZA-İ MUTAHHARA

Hz.Peygamberin kabri ile, hayatta iken hutbe okudugu minberin arasına ”RAVZA-I MUTAHHARA” denilir. Peygamberimiz çoğu zaman namazlarını burada kılardı. O, buranın fazileti hakkında;

Evimle minberim arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir’‘ buyurmuştur. (Buhari,Babu Fadlissalah Fi Mekkete vel Medineh)

Bu itibarla; Mescid-i Nebi’ye gidildiğinde, namazların ”Ravza-i Mutahhara” denilen bölümde kılınmasına, Müslümanlar büyük önem verirler. Peygamberimizin kabrine bir edep ve tevazu içinde yaklaşırlar.

Şair Nabi:

Sakin terk-i edepten, Kuy-i Mahbub-i Hüdadir bu
Nazargah-i ilahidir, Makam-i Mustafa’dir bu

Yani: Edebe aykırı davranıştan sakın. Burası cenab-ı Hakkın sevgili kulunun bulundugu yerdir. ALLAH’in rahmet nazarı ile baktığı, Hz.Mustafa’nın makamıdır bu yer.” diyerek bu hususu ne güzel ifade ediyor.
Hac ve Umre için giden Müslümanlar, Medine’ye uğrarlar. Sevgili Peygamberimizin Mübarek kabrini ziyaret eder, burada ALLAH’a dua ve niyazda bulunurlar. Cenab-ı ALLAH, cümlemizi Sevgili Peygamberimizin şefaatine nail eylesin. (Âmîn)

Peygamber Efendimizin:EVİMLE MİNBERİM ARASI, CENNET BAHÇELERİNDEN BİR BAHÇEDİR buyurarak medh ettiği Ravda-i Mütahhara’nın uzunluğu 22 metre, genişliği ise 15 metredir.İçerisindeki Peygamber Efendimizin kıldığı mihbarın da bulunduğu bu beyaz sütunlu,Mescid’in diğer bölümlerinden ayrılmıştır.Öteki kısımların sütunları vehalı renkleri ayrı olduğu için rahatça bilinebilmektedir.

 Deneme
MESCİD-İ NEBİ içerisinde,Peygamberimizin,kabr-i şerifi ile mescidin o zamanki minberi arasındaki yerdir.
Ravza, bahçe ve Cennet anlamlarına gelir. Medine’de bulunan Ravza-i Mutahhara “Hz. Muhammed’in (a.s.m.) defnedildiği yer” anlamına gelir. Genel anlamı itibarıyle çoğu zaman “Mescid-i Nebî” kastedilir.
Özel mânâsıyla “Mescid-i Nebî’nin içinde yer alan Hz. Peygamber’in (a.s.m.) kabr-i saadetleriyle minber-i şerif arasında kalan kısım” demektir. Burası 10 metre genişliğinde ve 20 metre uzunluğunda 200 m2’lik bir alandır. Bu alanın fazileti ile ilgili olarak Resûlüllah (a.s.m.) şöyle buyurur: “Evimle minberim arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir” (Tecrid-i Sarih Tercümesi, IV, 268).

 

 

 

Ravza, bahçe ve cennet anlamlarına gelir. Ravza-i Mutahhara geniş anlamıyla, âlemlerin Efendisi Hz. Muhammed (s.a.s)’in medfün bulunduğu yer ve Mescid-i Nebi demek ise de, özel manasıyla Mescid-i Nebi’nin içinde Hz. Peygamber (s.a.s)’in kabr-i saadetleriyle minber-i şerif arasında kalan kısım demektir. Bu yer 10 m. genişliğinde ve 20 m. uzunluğunda 200 m2 lik bir sahadır. Bu alanın fazileti ile ilgili olarak Allah Resulu şöyle buyurur: “Evimle minberim arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir” (Tecrid-i Sarih Tercümesi, IV, 268).

Medine’de bulunan Mescid-i Nebi’nin fazileti hakkında Allah elçisi şöyle buyurur:

“Fazla sevap umarak, içinde namaz ve ibadet için şu üç mescid dışında hiç bir mescid için yolculuk yapmak uygun olmaz”: Mescid-i Haram, Mescid-i Nebî ve Mescid-i Aksâ” (Tecrid, IV,199);

Benim şu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram dışında, diğer mescidlerde kılınan bin namazdan (sevap yönüyle) daha hayırlıdır” (Tecrid, IV, 249).

Zikredilen faziletleri bünyesinde bulunduran mescidde, Hz. Muhammed (s.a.s)’in medfûn bulunduğu “Hücre-i Saadet”, Kâbe dahil yeryüzünün her noktasından, göklerden ve arştan daha üstün ve şerefli kabul edilmiştir (Tecrid, IV 258).

Kabr-i saadetlerini ziyaretin faziletiyle ilgili olarak şu iki hadis zikredilir: “Kabrimi ziyaret edene şefaatim sabit bir hak olur” ; Kim ki, beni vefatımdan sonra ziyaret ederse, hayatımda ziyaret etmiş gibidir” (Acluni, Keşful-Hafâ, Beyrut 1351, II, 250).

Bu hadisler göz önüne alınınca, Medine’de Hz. Peygamber (s.a.s)’in kabrini ziyaret etmenin ve bu Mescid’de namaz kılmanın sevabı kendiliğinden ortaya çıkar. Bundan dolayı müslümanlar, gerek hac ve gerekse umre için yaptıkları seyahatlarda bu mübarek yerin ziyaretine çok önem verir. Bu mescid ve kabri ziyaret, İslam âlimlerince mendûb bir amel olarak kabul edilmiştir. Öte yandan Hanefi bilginleri, mâlî durumları elverişli olan kimseler için bu ziyareti vâcib derecesinde saymışlar; bir zaruret olmaksızın terkedilmesini büyük bir gaflet ve katı yüreklilik olarak kabul etmişlerdir.

Mescid-i Nebî ve kabr-i saadetin hac ibadetinden önce veya sonra ziyaret edilmesi caizdir. Ancak Medine-i Münevvere, hacının yolu üzerinde bulunmadığı takdirde yapılan hac farz ise, merkad-i saadetin hacdan sonra ziyaret edilmesi daha uygun görülmüştür. Böylece günahlardan arınılmış halde Hz. Peygamber (s.a.s)’in huzuruna çıkılmış olur. Fakat Medine, Mekke’ye giderken hacının yol uğrağı ise, önce Resulullah’ın kabr-i şerifini ziyaret etmek gerekir. Bu durumda kabr-i saadetin ziyaretini hacdan sonraya bırakmak, kişinin katı yürekli olduğuna işarettir. Eğer yapılan hac nafile ise, kabr-i saadetin hacdan önce veya sonra ziyareti arasında fark yoktur. Her hacı kendi durumuna göre hareket etme serbestisine sahiptir.

Hac veya umre yapmak amacıyla Medine’ye gelen kişi, temiz elbiseler giyer, güzel kokular sürünür, salavât-ı şerife getirerek Mescid-i Nebi’ye “Bâbü’s-Selâm” veya “Bâb-ı Cibril” denilen kapıların birinden girer. İki rekât “Tahıyyetül-Mescid” kılar. Eğer namazı imkan bulursa Resulullah (s.a.s)’ın mihrabı yanında, mümkün olmazsa minber veya mihraba yakın bir yerde, bu da mümkün değilse “Ravza-i Mutahhara” denilen kabr-ı saadet ile minber arasında kalan kısımda kılar. Burada yer bulunamadığı takdirde Hz. Peygamber (s.a.s) zamanında yapılan Mescidin herhangi bir yerinde kılmak efdaldir. Bu da mümkün olamıyorsa, Mescidin sonradan genişletilen kısımlarında uygun bir yerde kılınabilir.

Tahiyettül-mescidden sonra, bu saadete erişmesi sebebiyle iki rekât da “şükür namazı” kılar ve istediği duaları yapar. Sonra da tevâzu ve âdâbına uygun olarak Hz. Muhammed (s.a.s)’in kabr-i saadetine yaklaşıp başı hizasında durarak, Resulullah’ın kendisini gördüğünü ve sözlerini duyduğunu düşünerek selâm verip dua okur.

Ravza-i Mutahhara adı verilen alan içinde “Ebu Lübâbe” ve “Hannâne” adında direkler vardır. Bu direklerin neye işaret olduğunu şöyle anlatmak mümkündür: Ebu Lübâbe, Ensardan ve Evs kabilesindendir. Kureyzaoğulları savaşında, düşmana, teslim olmaları halinde kendilerine verilecek cezanın ölüm olacağını işaret etmiş olduğundan kendisini, suçluluk psikolojisi içinde Mescid-i Nebî’de bir sütuna bağlattı. Tövbesi kabul edilip Hz. Peygamber (s.a.s) tarafından çözülmedikçe bağını hiç kimseye çözdürmeyeceğine ve bir şey yiyip içmeyeceğine yemin etmişti. Yedi gün bağlı kaldıktan sonra tövbesi kabul edilmiş ve bağını Resulullah (s.a.s) çözmüştür. Ebu Lübâbe’nin kendisini bağlattığı direğin yerindeki sütuna hâlen “Üstüvâne-i Ebu Lübâbe” denilmektedir.

Üstüvâne-i Hannâne, Mescid-i Nebi’de minber yapılmadan önce Hz. Peygamber (s.a.s)’in dayanarak hutbe okuduğu hurma kütüğüdür. Daha sonra minber yapılıp Resul-u Ekrem oradan ayrılınca ve hutbeyi minberde okumaya başlayınca bu hurma kütüğü ağlar gibi ses çıkardı. Hz. Peygamber minberden inip mübarek eli ile onu mesh ettikten sonra sesi kesilmişti. Bu kütüğün bulunduğu yerdeki sütuna “Üstüvâne-i Hannâne” (Ağlayan sütün) adı verilmektedir.

CENNET-ÜL BAKİ MEZARLIĞI

Peygamber Efendimizin Kabri Şerifinin bulunduğu Mescid-i Nebevinin hemen yanı başında pek çok Sahabe-i Kiramın ve Allah dostunun kabirlerinin bulunduğu Cennet-ül Baki kabristanlığı vardır. Peygamber Efendimiz Medineye hicret ettiklerinde bu alan Gargat Ağaçları ile kaplıydı. Peygamber Efendimiz burayı kabristanlığa çevirmiştir. Bu kabristanlıkta medfun bulunan Sahabe-i Kiramın ve Allah dostlarından başlıcaları şu Zat-ı Alilerdir.

– Hazreti Osman Efendimiz (4.ncü Halife)
– Peygamber Efendimizin kızları Hazreti Fatıma Validemiz, Hazreti Zeynep Validemiz, Hazreti Rukiye ve Hazreti Ümmü Gülsüm Validelerimiz
– Hazreti Aişe validemiz ve Peygamber Efendimizin diğer zevceleri
– Peygamber Efendimizin henüz bebekken vefat eden oğlu Hazreti İbrahim Radiyallahu Anh
– Peygamber Efendimizin Amcaları ve Halaları
– Hazret-i Ali Efendimizin annesi Fatıma Binti Esed
– Uhud şehitleri
– Maliki Hak mezhebinin kurucusu İmam-ı Maliki(R.A) ve O’nun hocası İmamı Nafiğ (R.A)

Ve daha pek çok sahabenin ve Allah dostlarının Kabr-i Şerifi bu kabristanlıktadır. Ayrıca hac vazifesini ifa etmek için mubarek topraklara giden hacı adaylarından vefat edenler olursa duruma göre Cennet-ül Bakiye defnedilirler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynaklar:

(Abbas Kerrâre, Mekke – Medine Tarihi, çev. Abdullah Öz, İstanbul 1982, s. 247-253; M. Asım Köksal, Hz. Muhammed ve İslamiyet, İstanbul, 1982, V, 339-343; Mahmud Esad, Tarih-i Din-i İslâm sad. A.L.-Kazancı – O. Kazancı, İstanbul 1983, s. 693; Hüseyin Algül, İslâm Tarihi, İstanbul 1986, I, 416).

 

 

 

 

 

 

About

Check Also

GEL, BU AZİM SARAYIN NAKIŞLARINA DİKKAT ET…

Allah (c.c.) ayetlerinde insanoğluna hitab ederek  düşünmeye, akletmeye ve yarattığı eserlerinden Zatını tanımamızı istemiştir. “Göklerin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir