ANASAYFA / Haber / SORULARLA HAC İBADETİ

SORULARLA HAC İBADETİ

 

Dünyanın dört bir yanından Müslümanların bir araya gelerek eda ettikleri eda ettikleri hac ibadetinin zamanı yaklaşıyor. Hac kafilelerin Mukaddes Topraklar’a hareket etmeye başladığı bugünlerde sizler için bir hac rehberi hazırladık. “23 Soruda Hac”la merak ettiğiniz birçok konuya cevap bulabileceksiniz.

1. Hac Nedir?

“Hac” kelimesi sözlükte; saygı duyulan büyük ve önemli bir şeye yönelmek, ziyaret etmek, bir yere gidip gelmek anlamlarına gelir.  Bir fıkıh terimi olarak; imkânı olan Müslümanların belirlenmiş zaman içinde Kâ’be, Arafat, Müzdelife ve Mina’da belli dinî görevleri şart ve usulüne uygun olarak yerine getirmek suretiyle yapılan ibadeti ifade eder. İslam’ın beş temel esasından biri olan hac; onun evrenselliği ile ırk, renk, cinsiyet, dil, ülke ve kültür ayırım yapmadan müminlerin kardeş ve eşit olduğunu temsil eden bir ibadettir.

2. Haccın Hükmü Nedir?

Hac ibadetinin ayet ve hadislerde imkânı bulunan Müslümanlara farz kılındığı belirtilmiştir.  Bu konudaki bazı ayet ve hadisler şu şekildedir:

“Gücü yetenlerin haccetmesi Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.” (Kur’ân; Ali-i İmran, 97)

“İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.” (Kur’ân; Hacc, 27)

“İslâm beş temel esas üzerine kurulmuştur. Allah’tan başka tanrı bulunmadığına ve  Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna tanıklık etmek, namaz› dosdoğru kılmak, zekat vermek, hac yapmak ve Ramazan orucu tutmak.” (Buhârî, İman, 1. I, 8. Müslim, İman, 19-22.)

3. Kimler hac yapabilir?

Hac ibadetinin yerine getirilebilmesi için kişinin şu özelliklere sahip olması ve bazı şartların sağlanmış olması gerekir:

-Akıllı olmak

-Buluğ çağına ermiş olmak

-Özgür olmak

-Ekonomik yönden imkân sahibi olmak

-Sağlıklı olmak

-Yol güvenliğinin sağlanmış olması

-Kadınların can, mal ve namus güvenliğinin sağlanmış olması

-Eşi ölmüş veya boşanmış kadınların iddet süresini doldurmuş olmaları

4. Farz olan dışında ne tür hükümlerle hac ibadeti yapılır?

Farz olan hac dışında vacip ve nafile hac olmak üzere dinî hüküm bakımından iki çeşit hac daha vardır. Vacip olan hac; üzerine farz veya vacip olmadığı halde hac yapmayı adayan kimsenin, yapmakla yükümlü olduğu adak haccı ve başladıktan sonra bozulan nafile haccın kazası olarak yapılan hacdır.

5. Kaç defa hac yapmak gerekir?

Hac ibadetini (maddi ve bedensel)  imkânı bulunan Müslümanların ömürlerinde bir defa yerine getirmeleri farzdır. Birinci defadan sonrakiler nafile ibadet hükmü taşır.

6. Kişi hac ibadetini hangi çağında gerçekleştirmeli?

İslamî esaslara göre kişinin hac yapmak için gerekli maddi imkânları elde ettiği andan itibaren bu ibadet ona farz olur. İslam âlimleri imkânları edinir edinmez kişinin hemen o yıl hacca gitmesinin farz olup olmadığı hakkında farklı görüşler öne sürmüşlerdir. Ancak buradaki esas kriter şudur: İmkân elde edildiği yıl hac görevini yapmayıp sonraki yıllara erteleyen kimse, çeşitli sebeplerle bu imkânını kaybedebilir ve yapabileceği hâlde hac yapmadığı için sorumluluk altında kalır. Bu yüzden imkânlar dâhilinde en kısa zaman içerisinde hac yapmak genellikle tavsiye edilendir.

7. Haccın farzları nelerdir?

Hanefi mezhebine göre haccın farzları şunlardır:

-İhrama girmek

-Arafat’ta vakfe yapmak

-Kâbe’yi tavaf etmek

Şafii mezhebine göre haccın farzları ise şunlardır:

-İhrama girmek (niyet)

-Arafat’ta vakfe yapmak

-Kâ’be’yi tavaf etmek

-Sa’y yapmak

-Saçları tıraş etmek veya kısaltmak

-Bu rükünlerin çoğu (en az dördü) arasında tertibe uymak.

8. Farzlardan biri yerine getirilmezse ne yapmak gerekir?

Farzlar gerektiği gibi yerine getirilmediği takdirde ceza ve kefâret ödemekle dahi hac sahih olmaz. Bu durumlarda eksik kalan farzın tamamlanması veya haccın kazası gerekir.

9. İhram nedir?

Sözlükte hürmet edilmesi gereken bir yere ya da zamana girmek anlamına gelen ihram, hac ibadetiyle ilgili bir terim olarak; bir kimsenin, hac veya umre ya da hem hac hem umre yapmak niyeti ile çeşitli zamanlarda helal olan bazı davranışları kendisine haram kılması demektir. Bu dönem içerisinde haram kılınan şeylere de ihram yasakları denilir.

10. İhram yasakları nelerdir?

İhram yasaklarının kapsamı oldukça geniştir. Genel ilkeler bağlamında söyleyecek olursak; ihramlı kimse herhangi bir canlıya zarar vermez, avlanmaz, cinsel ilişkiye girmez, kötü söz söylemez, ihramdaki giyinme şekline riayet eder, traş olmaz vs. İhram yasaklarını ihlal eden birinin farzların ihlalinde olduğu gibi haccı kaza etmesi gerekmez, ancak belirlenen cezaları haccının makbul sayılması için çekmek zorundadır.

İhram yasakları konusunda Kur’ân’da şöyle buyrulmakta:

“Hac (ayları), bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. (Ahret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının.” (Bakara, 197)

“Ey iman edenler! İhramlı iken (karada) av hayvanı öldürmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza), Kâ’be’ye ulaştırılmak üzere, öldürdüğünün dengi olup, içinizden iki adil kimsenin takdir edeceği bir kurbanlık hayvan; veya yoksulları yedirmek suretiyle kefaret; yahut onun dengi oruç tutmaktır.” (Mâide, 95)

Bir hadiste ise ihram yasakları şu şekilde zikredilmekle birlikte hac ibadetini yerine getirecekler için de bir müjde veriliyor:

“Kim hac yapar da cinsel ilişkide bulunmaz, kötü söz söylemez ve günah işlemezse annesinden doğduğu günkü gibi (tertemiz olarak) döner.” (Buhârî, Hac, 4,II, 141.)

12. İhrama nasıl niyet edilir?

İhrama niyet etmek, yapılmak istenen ibadetin umre veya hac, ya da hem umre hem hac olduğunun kalben belirlenmesi demektir. Bu belirlemenin dil ile ifade edilmesi müstehaptır.

İhrama giren kimse eğer yalnız hac yapmak istiyorsa;

Image

şeklinde niyet eder. Niyet ettikten sonraysa sıra telbiyededir.

13. Neden “Lebbeyk…” denilir?

Sözlükte emre icabet etmek anlamına gelen “telbiye”, bir hac terimi olarak “Lebbeyk” diye başlayan şu cümleleri söylemektir:

Image

[“Buyur Allah’ım buyur! Buyur, senin hiçbir ortağ›n yoktur. Buyur, şüphesiz her türlü övgü, nimet, mülk ve hükümranlık sana mahsustur. Senin ortağın yoktur.”]

Telbiye, Allah’ı şanına yakışır şekilde öven ve yücelten kişinin, O’na teslimiyetini ifade eden sözlerden oluşmaktadır. Telbiye dil ile söylenmelidir. Kalpten geçirilmesi yeterli değildir.

 

 

14. Vakfe nedir? Nasıl yapılır?

Sözlükte belirli bir yerde bir süre kalmak anlamına gelen “vakfe“; bir hac terimi olarak, hac yapma niyetiyle ihrama girmiş olan bir kimsenin Zilhicce ayının 9. günü öğleden sonra Arafat’ta bir müddet kalması demektir. Vakfenin süresi ertesi gün fecr doğana kadardır.

Arafat’ın tarihsel ve sembolik anlamı da önemlidir: Hz. Adem ile Havva’nın cennetten indirildikten sonra buluştukları yere “Arafat”, buluştukları güne “arefe” denilmiştir.

15. Müzdelife vakfesi nedir?

Müzdelife sınırları içerisinde belirlenen zaman diliminde kısa bir süre bulunmak veya buradan geçmek Müzdelife vakfesi için yeterlidir. Müzdelife vakfesini yapabilmek için ihramlı olmak, Arafat vakfesini yapmış olmak ve belirli bir zaman içerisinde Müzdelife’de bulunmak gibi şartları vardır. Müzdelife vakfesinin hükmü vaciptir.

Müzdelife vakfesinin zamanı, bayramın birinci günü fecr-i sadıktan (ufuk çizgisinden itibaren günün ağarmaya başlaması)  güneşin doğmasına kadar olan süredir.

16. Tavaf nedir? Nasıl Yapılır?

Sözlükte bir şeyin etrafında dönmek ve dolaşmak anlamına gelen “tavaf”; bir hac terimi olarak; Hacer-i Esved‘inhizasından başlayarak Kâ’be’nin etrafında yedi defa dönmek demektir. Bu dönüşlerin her birine şavt denir. Tavafın da kendi içerisinde çeşitleri vardır ancak hac ibadetinin farzını teşkil edeni “ziyaret tavafı”dır.

Ziyaret tavafını yapabilmek için şu şartların yerine getirilmesi gerekir:

-Arafat vakfesinin yapılmış olması

-Belirli vaktinde yapılması

-Niyet edilmesi

-Tavafı Kâbe’nin çevresinde ve Mescid-i Haram’ın içerisinde yapmak

-Tavafın en az dört şavtını tamamlamak

Tavafın vacipleri ise şunlardır:

-Tavafı abdestli yapmak

-Avret mahallinin örtülü olması

-Tavafın ilk şavtına Hacer-i Esved’in hizasını geçmeden başlamak

-Tavafı yürüyerek yapmak

-Tavafı yedi şavta tamamlamak

-En sonda tavaf namazı kılmak

17. Ziyaret Tavafı ne vakit yapılır?

Kurban Bayramı’nın ilk günü fecr-i sadığın doğması ( ufuk çizgisinden itibaren günün ağarmaya başlaması) ile başlar. Daha önce yapılması halinde geçerli olmaz. Çünkü bayramın ilk gecesi fecrin doğuşuna kadar olan zaman, aslında Arafat vakfesine tahsis edilmiştir.

18. Sa’y nedir?

Sözlükte; iş yapmak, yürümek ve koşmak anlamlarına gelen “Sa’y“; hac ibadeti ile ilgili bir terim olarak, hac veya umre için yapılan bir tavaftan sonra, Mescid-i Haram’ın doğu tarafında bulunan Safa ve Merve tepeleri arasında, Safa’dan başlayarak dört kere gidip üç kere gelmek demektir. Safa’dan Merve’ye gidiş bir şavt, Merve’den Safa’ya dönüş de bir şavt olmak üzere sa’y toplam yedi şavttan ibarettir.

19. Neden sa’y yapılır?

Sa’y; Hz. İbrahim’in eşi Hacer’in, oğlu İsmail’e su bulmak için Safa ve Merve tepeleri arasında yedi defa gidip gelmesine dayanmaktadır. Onların hatırasına binaen bu iki tepe arasında sa’y yapılagelmiştir.

20. Mina’da neler yapılır?

Mina“, Müzdelife ile Mekke arasında Harem sınırları içinde bir bölgenin adıdır. Kurban Bayramı günleri (Zilhicce 10, 11, 12 ve 13) Mina’da şeytan taşlama, kurban kesme ve tıraş olmak üzere 3 görev ifa edilir.

21. Remy-i Cimar nedir?

Sözlükte “küçük taşlar atmak” anlamına gelen “remy-i cimar“, bir hac terimi olarak “cemerat” diye adlandırılan belli yerlere belli zamanda ve belli sayıda taş atmak demektir. Yüce Allah, Hz. İbrahim’e, oğlu İsmail’i kurban etmesini emrettiğinde şeytan bu emri yerine getirmelerine engel olmaya çalışmıştı. Bunun üzerine Hz. İbrahim, eşi Hacer ve oğlu İsmail, şeytanın bu tuzağını fark edip onu taşlamışlardı. İşte “remy-i cimar“, bu olayı sembolize etmektedir.

Şeytan taşlama vazifesi, Mina’da Kurban Bayramı günlerinde ifa edilir. Şeytan taşlama haccın aslî vaciplerinden biridir.  Şeytan taşlama günlerinde Mina’da gecelemek ise sünnettir.

22. Hac yolculuğunun Mekke dışında durakları var mı?

Hac ibadetinin ifa edilmiş olması için gerekli farzların yerine getirileceği mekânlar Mekke’dedir. Ancak Hac yolculuğunun manevi zenginliğini artırmak amacıyla Medine’deki kimi ziyaret yerleri de artık hac yolculuğunun birer durağı sayılmakta. Medine sınırlarında yer alan başlıca ziyaret mekânları ise şunlar:

-Ravza-i Mutahhara (Hz. Peygamber’in Kabri) ve Mescid-i Nebevi

Masjid-e-Nabawi – #Hajj  riaz1

suffah1.jpg

Ashab-ı Suffa bölümü

 

-Kuba Mescidi

-Cuma Mescidi (Masjid-e-Jumma)

jummah

 

-Cennetü’l Bakî’

 

-Kıbleteyn Mescidi

qiblatain

 

Uhud dağı, ( Jabal-e-Uhud)

uhud2

 

-Uhut Şehitliği

Hz. Peygamber bir hadisinde Mescid-i Nebevi’nin fazileti hakkında şu şekilde buyurmuştur:

“Benim şu mescidimde kılınan bir vakit namaz, Mescid-i Haram dışındaki diğer mescitlerde kılınacak bin vakit namaza denktir” (Nesâî, Mesâcid, 4; II, 33.)

23. Hz. Peygamber’in kabrini ziyaretin hükmü nedir?

Peygamberimizin kabrini ziyaret etmek menduptur. Şu hadis-i şeriflerde kabrinin ziyaret edilmesi tavsiye ve teşvik edilmiştir:

Kim kabrimi ziyaret ederse ona şefaatim vacip olur.” (Beyhaki, Muhammed b. Hüseyn b. Ali, es-Sünenü’l Kübra, V, 402.)

Kim hac yapar da ölümümden sonra kabrimi ziyaret ederse beni hayatımda ziyaret etmiş gibi olur.” (Beyhaki, V, 403.)

Bu hadis-i şerifler ve benzerlerinden hareketle her devirde İslam bilginleri Rasûlullah (sav)’ın kabr-i şerifini ziyaret etmenin en faziletli menduplardan biri olduğunu ifade etmişler, hatta Hanefi bilginlerinden bazıları gücü yerinde olanlar için, bu ziyaretin vacip derecesine yaklaşan bir sünnet olduğunu söylemişlerdir.

(Bu rehberin hazırlanmasında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Hac İlmihali esas alınmıştır. Daha fazla bilgi için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz: http://www.diyanet.gov.tr/hac2005/Hac_ilmihali.pdf )

 

Kaynaklar:

http://diyanet.gov.tr/tr-TR/Kisi/Baskan/10309/vakfe-gebet-des-stellvertretenden-diyanet-vorsitzenden-keles-am-berg-arafat

https://hajjguideblog.wordpress.com/tag/islam/page/1/

Kabe'de sabah namazı coşkusu yatsı namazında başlıyor

 

 

RİSÂLE-İ NUR’DA HAC VE KURBAN BAYRAMI

 

 

Arafat’taki tekbirler için:“Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber’lerle nev-i beşerin beşten birisine, üç yüz milyon insanlara birden Allahu ekber dedirmesi; koca küre-i arz, büyüklüğü nisbetinde o Allahu ekber kelime-i kudsiyesini semavattaki seyyarat arkadaşlarına işittiriyor gibi, yirmi binden ziyade hacıların Arafat’ta ve iydde (bayramda) beraber birden Allahu ekber demeleri, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bin üç yüz sene evvel âl (nesli) ve sahabeleriyle söylediği ve emrettiği Allahu ekber kelâmının bir nevi aks-i sadâsı olarak, rububiyet-i İlâhiyenin Rabbü’l-Arz ve Rabbü’l-âlemîn azamet-i ünvanıyla küllî tecellisine karşı geniş ve küllî bir ubûdiyetle bir mukabeledir diye tahayyül ve his ve kanaat ettim.”

Şualar, s. 256 (On Birinci Şua/Sekizinci Mesele)

 

            “Evet, eğer namazların arkasında, hususan bayram namazlarında, bir anda Allahu ekber diyen yüzer milyon insanların sesleri, âlem-i gaybda ittihad ettikleri gibi, âlem-i şehadette dahi birbiriyle ittihad edip içtima etse, küre-i arz tamamıyla büyük bir insan olup, azametine nisbeten büyük bir sadâ ile söylediği Allahu ekber’e müsavi geldiğinden, o muvahhidînin ittihadıyla bir anda Allahu ekber demeleri, küre-i arzın büyük bir Allahu ekber’i hükmüne geçiyor.

Adeta bayram namazlarında âlem-i İslâmın zikir ve tesbihiyle zemin zelzele-i kübrâya mazhar olup, aktâr ve etrafıyla Allahu ekber deyip, kıblesi olan Kâbe-i Mükerremenin samimî kalbiyle niyet edip, Mekke ağzıyla, Cebel-i Arefe diliyle Allahu ekber diyerek, o tek kelime, etraf-ı arzdaki umum mü’minlerin mağara-misal ağızlarındaki havada temessül ediyor.”

Mesnevî-i Nuriye, s. 182  (Zühre/Dokuzuncu Nota)

 

Kurban olarak kesilen hayvanlara işarî bir müjdesi var: “Rahmân’ın nihayetsiz rahmetinden uzak değil ki, nasıl vazife uğrunda mücâhede işinde telef olan bir nefere şehâdet rütbesini veriyor ve kurban olarak kesilen bir koyuna, âhirette cismânî bir vücud-u bâkî vererek Sırat üstünde sahibine burak gibi bir bineklik mertebesini vermekle mükâfatlandırıyor.”

Sözler, s. 233 (On Yedinci Söz)

Bayramlarda gaflete düşmeme konusunda ise: “Bayramlarda gaflet istilâ edip gayr-ı meşru daireye sapmamak için, rivayetlerde, zikrullaha ve şükre çok azîm tergibat vardır. Tâ ki, bayramlarda o sevinç ve sürur nimetlerini şükre çevirip, o nimeti idame ve ziyadeleştirsin. Çünkü şükür nimeti ziyadeleştirir, gaflet ise kaçırır.”

Lem’alar, s. 435 ( Yirmi Sekizinci Lem’a)

 

DÖRDÜNCÜ ŞUA

İşte, ey tenbel nefsim! Bir nevi miraç hükmünde olan namazın hakikati, sabık temsilde bir nefer mahz-ı lütuf olarak huzur-u şahaneye kabulü gibi, mahz-ı rahmet olarak Zât-ı Celîl-i Zülcemâl ve Mâbûd-u Cemîl-i Zülcelâlin huzuruna kabulündür. Allahu ekber deyip, mânen ve hayalen veya niyeten iki cihandan geçip, kayd-ı maddiyattan tecerrüd edip, bir mertebe-i külliye-i ubudiyete veya küllînin bir gölgesine veya bir suretine çıkıp, bir nevi huzura müşerref olup, İyyâke na’büdü hitabına-herkesin kabiliyeti nisbetinde-bir mazhariyet-i azîmedir. Adeta, harekât-ı salâtiyede tekrarla Allahu ekber, Allahu ekber demekle kat-ı meratip ve terakkiyat-ı mâneviyeye ve cüz’iyattan devâir-i külliyeye çıkmasına bir işarettir ve marifetimiz haricindeki kemâlât-ı kibriyâsının mücmel bir ünvanıdır. Güya herbir Allahu ekber bir basamak-ı miraciyeyi kat’ına işarettir. İşte, şu hakikat-i salâttan mânen veya niyeten veya tasavvuren veya hayalen bir gölgesine, bir şuâına mazhariyet dahi büyük bir saadettir.

İşte, hacda pek kesretli Allahu ekber denilmesi şu sırdandır. Çünkü, hacc-ı şerif, bil’asale herkes için bir mertebe-i külliyede bir ubudiyettir. Nasıl ki bir nefer, bayram gibi bir yevm-i mahsusta, ferik dairesinde, bir ferik gibi padişahın bayramına gider ve lütfuna mazhar olur. Öyle de, bir hacı, ne kadar âmi de olsa, kat-ı meratip etmiş bir velî gibi, umum aktâr-ı arzın Rabb-i Azîmi ünvanıyla Rabbine müteveccihtir, bir ubudiyet-i külliye ile müşerreftir. Elbette, hac miftahıyla açılan meratib-i külliye-i Rububiyet ve dürbünüyle nazarına görünen âfâk-ı azamet-i Ulûhiyet ve şeâiriyle kalbine ve hayaline gittikçe genişlenen devâir-i ubudiyet ve meratib-i kibriyâ ve ufk-u tecelliyatın verdiği hararet, hayret ve dehşet ve heybet-i Rububiyet Allahu ekber, Allahu ekber ile teskin edilebilir. Ve onunla, o meratib-i münkeşife-i meşhude veya mutasavvire ilân edilebilir.

Hacdan sonra, şu mânâ-yı ulvî ve küllî muhtelif derecelerde, bayram namazında, yağmur namazında, husuf, küsuf namazında, cemaatle kılınan namazda bulunur. İşte, şeâir-i İslâmiyenin, velev sünnet kabilinden dahi olsa ehemmiyeti şu sırdandır.

On Altıncı Söz –

Aziz, mübarek kardeşlerim,
Pek çok selâm… Bizim memlekette eskide arefe gününde bin İhlâs-ı Şerif okurduk. Ben, şimdi bir gün evvel beş yüz ve arefede dahi beş yüz okuyabilirim. Kendine güvenen, birden okuyabilir. Ben, gerçi sizleri göremiyorum ve hususî herbirinizle görüşmüyorum, fakat ben, ekser vakitler, dua içinde herbirinizle bazen ismiyle sohbet ederim.
Şualar  On Üçüncü Şuâ

 

Bu makam yazıldığı zaman Kurban Bayramı geldi.

Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber’lerle nev-i beşerin beşten birisine, üç yüz milyon insanlara birden Allahu ekber dedirmesi; koca küre-i arz, büyüklüğü nisbetinde o Allahu ekber kelime-i kudsiyesini semavattaki seyyarat arkadaşlarına işittiriyor gibi, yirmi binden ziyade hacıların Arafat’ta ve iydde beraber birden Allahu ekber demeleri, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bin üç yüz sene evvel âl ve sahabeleriyle söylediği ve emrettiği Allahu ekber kelâmının bir nevi aks-i sadâsı olarak, rububiyet-i İlâhiyenin Rabbü’l-Arz ve Rabbü’l-âlemîn azamet-i ünvanıyla küllî tecellisine karşı geniş ve küllî bir ubûdiyetle bir mukabeledir diye tahayyül ve his ve kanaat ettim.

Sonra, acaba bu kelâm-ı kudsînin bizim meselemizle dahi münasebeti var mı diye tahattur ettim. Birden hatıra geldi ki:

Başta bu kelâm olarak sâir bâkiyat, salihat ünvanını taşıyan Sübhanallah, ve’l-hamdülillâh ve Lâ ilâhe illâllah gibi şêairden çok kelâmlar cüz’î ve küllî, meselemizi ihtar ve tahakkukuna işaret ederler.

Meselâ; Allahu ekber‘in bir vech-i mânâsı Cenâb-ı Hakkın kudreti ve ilmi herşeyin fevkinde büyüktür; hiçbir şey daire-i ilminden çıkamaz, tasarruf-u kudretinden kaçamaz ve kurtulamaz. Ve korktuğumuz en büyük şeylerden daha büyüktür. Demek haşri getirmekten ve bizi ademden kurtarmaktan ve saadet-i ebediyeyi vermekten daha büyüktür. Her acip ve tavr-ı aklın haricindeki herşeyden daha büyüktür ki, مَا خَلْقُكُمْ وَلاَ بَعْثُكُمْ اِلاَّ كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ âyetinin sarahat-i kat’iyesiyle, nev’i beşerin haşri ve neşri, birtek nefsin icadı kadar o kudrete kolay gelir. Bu mânâ itibarıyledir ki, darb-ı mesel hükmünde büyük musibetlere ve büyük maksatlara karşı, herkes “Allah büyüktür, Allah büyüktür” der, kendine tesellî ve kuvvet ve nokta-i istinat yapar.

Evet, nasıl ki Dokuzuncu Sözde, bu kelime iki arkadaşıyla bütün ibâdâtın fihristesi olan namazın çekirdekleri ve hülâsaları ve içinde ve tesbihatında tekrar ile namazın mânâsını takviye için Sübhânallah, Elhamdülillâh, Allahu ekber üç muazzam hakikatlere ve insanın kâinatta gördüğü medar-ı hayret, medar-ı şükran ve medar-ı azamet ve kibriyâ, acip ve güzel ve büyük, pek çok fevkalâde şeylerden aldığı hayret ve lezzet ve heybetten neş’et eden suallerine pek kuvvetli cevap verdiği gibi, On Altıncı Sözün âhirinde izah edilen şu: Nasıl bir nefer, bayramda bir müşir ile beraber huzur-u padişaha girer; sair vakitte, zabitinin makamıyla onu tanır. Aynen öyle de, her adam hacda bir derece velîler gibi Cenâb-ı Hakkı Rabbû’l-Arz ve Rabbû’l-âlemîn ünvanı ile tanımaya başlar. Ve o kibriya mertebeleri kalbine açıldıkça, ruhunu istilâ eden mükerrer ve hararetli hayret suallerine yine Allahu ekber tekrarıyla umumuna cevap verdiği misilli, On Üçüncü Lem’anın âhirinde izahı bulunan ki, şeytanların en ehemmiyetli desiselerini köküyle kesip cevab-ı kat’î veren yine Allahu ekber olduğu gibi, bizim âhiret hakkındaki suâlimize de kısa fakat kuvvetli cevap verdiği misilli, Elhamdûlillâh cümlesi dahi haşri ihtar edip ister. Bize der:

“Mânâm âhiretsiz olmaz. Çünkü, ezelden ebede kadar her kimden ve her kime karşı bütün hamd ve şükür ona mahsustur, ifade ettiğimden, bütün nimetlerin başı ve nimetleri hakikî nimet yapan ve bütün zîşuuru ademin hadsiz musibetlerinden kurtaran, yalnız saadet-i ebediye olabilir ve benim o küllî mânâma mukabele eder.”

Evet, her mü’min, namazlardan sonra, hergün hiç olmazsa yüz elliden ziyade Elhamdülillâh, elhamdülillâh şer’an demesi ve mânâsı da, ezelden ebede kadar bir hadsiz geniş hamd ve şükrü ifade etmesi, ancak ve ancak saadet-i ebediyenin ve Cennetin peşin bir fiyatı ve muaccel bir pahasıdır. Ve dünyanın kısa ve fâni elemlerle âlûde olan nimetlerine münhasır olmaz ve mahsus değil; ve onlara da, ebedî nimetlere vesile olmaları cihetiyle bakar, şükreder. Sübhânallah kelime-i kudsiyesi ise, Cenâb-ı Hakkı şerikten, kusurdan, noksaniyetten, zulümden, aczden, merhametsizlikten, ihtiyaçtan ve aldatmaktan ve kemal ve cemal ve celâline muhalif olan bütün kusurattan takdis ve tenzih etmek mânâsıyla, saadet-i ebediyeyi ve celâl ve cemâl ve kemâl-i saltanatının haşmetine medar olan dâr-ı âhireti ve ondaki Cenneti ihtar edip delâlet ve işaret eder. Yoksa, sâbıkan ispat edildiği gibi, saadet-i ebediye olmazsa, hem saltanatı, hem kemâli, hem celâl, hem cemal, hem rahmeti, kusur ve noksan lekeleriyle lekedar olurlar.

İşte bu kudsî kelimeler gibi, Bismillâh ve Lâ ilâhe illâllah ve sâir kelimat-ı mübareke, herbiri erkân-ı imaniyenin birer çekirdeği ve bu zamanda keşfedilen et hülâsası ve şeker hülâsaları gibi, hem erkân-ı imaniyenin, hem Kur’ân hakikatlarının hulâsaları ve bu üçü namazın çekirdekleri oldukları gibi, Kur’ân’ın dahi çekirdekleri ve parlak bir kısım sûrelerin başlarında pırlanta gibi görünmeleri ve çok sünûhatı tesbihatta başlayan Risale-i Nur’un dahi hakiki madenleri ve esasları ve hakikatlerinin çekirdekleridirler. Ve velâyet-i Ahmediye ve ubudiyet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm cihetinde, öyle bir daire-i zikirde, namazdan sonraki tesbihatta bir tarikat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) virdidirler ki, her namaz vaktinde yüz milyondan ziyade mü’minler beraber, o halka-i kübrâ-yı zikirde, ellerinde tesbihler Sübhânallah otuz üç, Elhamdü lillâh otuz üç, Allahu ekber otuz üç defa da tekrar ederler.

İşte böyle gayet muhteşem bir halka-i zikirde, sabıkan beyan ettiğimiz gibi, hem Kur’ân’ın, hem imanın, hem namazın hülâsaları ve çekirdekleri olan üç kelime-i mübarekeyi namazdan sonra otuzüçer defa okumak ne kadar kıymettar ve sevaplı olduğunu elbette anladınız.

Bu risalenin başında Birinci Meselesi namaza dair güzel bir ders olduğu gibi, hiç düşünmediğim halde, adeta ihtiyarsız olarak, onun âhiri de namaz tesbihatına dair ehemmiyetli bir ders oldu.

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ عَلَى اِنْعَامِهِ

(Şualar’dan)

 

….
Evet, eğer namazların arkasında, hususan bayram namazlarında, bir anda Allahu ekber diyen yüzer milyon insanların sesleri, âlem-i gaybda ittihad ettikleri gibi, âlem-i şehadette dahi birbiriyle ittihad edip içtima etse, küre-i arz tamamıyla büyük bir insan olup, azametine nispeten büyük bir sadâ ile söylediği Allahu ekber’e müsavi geldiğinden, o muvahhidînin ittihadıyla bir anda Allahu ekber demeleri, küre-i arzın büyük bir Allahu ekber’i hükmüne geçiyor. Adeta bayram namazlarında âlem-i İslâmın zikir ve tesbihiyle zemin zelzele-i kübrâya mazhar olup, aktâr ve etrafıyla Allahu ekber deyip, kıblesi olan Kâbe-i Mükerremenin samimî kalbiyle niyet edip, Mekke ağzıyla, Cebel-i Arefe diliyle Allahu ekber diyerek, o tek kelime, etraf-ı arzdaki umum mü’minlerin mağara-misal ağızlarındaki havada temessül ediyor. Birtek Allahu ekber kelimesinin aks-i sadâsıyla hadsiz Allahu ekber vuku bulduğu gibi, o makbul zikir ve tekbir, semâvâtı dahi çınlatıp berzah âlemlerine de temevvüç ederek sadâ veriyor.
İşte, bu arzı böyle kendine sâcid ve âbid ve ibâdına mescid ve mahlûklarına beşik ve kendine müsebbih ve mükebbir eden Zât-ı Zülcelâle, yerin zerrâtı adedince hamd ve tesbih ve tekbir edip ve mevcudatı adedince hamd ediyoruz ki, bize bu nevi ubudiyeti ders veren Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmına ümmet eylemiş.
Lemalar,  On Yedinci Lema

 

Rüyanın zeyli

Rüya hacda sükût etti. Çünkü, haccın ve ondaki hikmetin ihmali, musibeti değil, gazap ve kahrı celb etti. Cezası da keffâretü’z-zünub değil, kessâretü’z-zünub oldu. Haccın bahusus taarrüfle tevhid-i efkârı, teavünle teşrik-i mesaiyi tazammun eden içindeki siyaset-i âliye-i İslâmiye ve maslahat-ı vâsia-i içtimaiyenin ihmalidir ki, düşmana milyonlarla İslâmı, İslâm aleyhinde istihdama zemin ihzar etti.

İşte Hint, düşman zannederek, halbuki pederini öldürmüş, başında oturmuş bağırıyor.

İşte Tatar, Kafkas, öldürülmesine yardım ettiği şahıs, biçare valideleri olduğunu, “ba’de harabi’l-Basra” anlıyor. Ayak ucunda ağlıyorlar.

İşte Arap, yanlışlıkla kahraman kardeşini öldürüp, hayretinden ağlamayı da bilmiyor.

İşte Afrika, biraderini tanımayarak öldürdü, şimdi vâveylâ ediyor.

İşte âlem-i İslâm, bayraktar oğlunu gafletle bilmeyerek öldürmesine yardım etti, valide gibi saçlarını çekip âh ü fîzar ediyor.

Milyonlarla ehl-i İslâm, hayr-ı mahz olan sefer-i hacca şedd-i rahl etmek yerine, şerr-i mahz olan düşman bayrağı altında dünyada uzun seyahatlar ettirildi. Fa’tebirû. (Sünuhat)

 ***
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ 1بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفِ مَاكَتَبْتُمْ وَطَبَعْتُمْ

Aziz, sıddık, muktedir, müteyakkız kardeşlerim,
Sizin mübarek leyâli-i aşerenizi ve Kurban Bayramınızı tebrik ederiz. Nur fabrikası sahibi Hafız Ali’nin haşr-i cismanî hakkındaki hatırına gelen mesele ehemmiyetlidir ve mektubun ahirindeki temsili, gayet güzel ve manidardır. O hatırayla, Dokuzuncu Şua’nın mukaddeme-i haşriyeden sonraki dokuz bürhan-ı haşriyeyi Risale-i Nur’un bir vazifesi huruf-u Kur’aniyeyi muhafaza olduğundan yeni hurufa zaruret derecesinde inşaallah müsaade olur.

(Kastamonu Lahikası’ndan)

 

Aziz, Sıddık, Muhlis Kardeşim.

Sana Yirmi Altıncı Mektubun dört mebhasını birden gönderdim. Kendi nüshamdır. Sen benden ziyade layıksın. Seninki kayboldu, benimki onun yerine geçsin. Fakat müsvedde halindedir, kusura bakma.

Kardeşim, bâzı dakika olur ki: Az amel çok sayılır, bir neferin müdhiş bir zamanda bir saat nöbeti, bir sene hükmünde olduğu gibi, inşaallah Hulusi’nin de nurlara nöbetdarlık saatleri o nevidendir.

Mâşâallah, Hakkı Efendinin yerinde orada bir Fethi Beyi buldun. İş kemmiyetde değil keyfiyete bakılır. Bazen bir yüze mukabildir.

Hem kardeşim, Kurban Bayramı’ndan tâ Şuhur-u Selaseye kadar, dünya o zaman atalette gafletiyle, derd-i maişet belasıyla insanları sersem ediyor. O müddet zarfında fütur ve lakaydlık her halde olacak. Az bir hizmet de yazda çoktur.

Hem bilirsin ki, insanın terakkiyatı şeytanlarla mücahededen ileri gelir. Mücahede olmazsa terakkiyat olmaz.

Check Also

İSLAM DÜNYA’YA NASIL HAKİM OLACAK?

Kur’an’da, İslam’ın dünyaya hakim olacağı belirtiliyor.. Fakat bu nasıl olacak; binlerce Müslüman katledilerek mi? Soru …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir