ANASAYFA / MESLEK – MEŞREP

MESLEK – MEŞREP

RİSALE-İ NUR’UN MAHİYETİ NEDİR? BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ KİMDİR?  MAKSADI VE HEDEFİ, MESLEK VE MEŞREBİ NASILDIR?

 

Risale-i Nur; doğrudan doğruya, Kur’anın imanî olan hakikatlarını kuvvetli hüccetlerle beyan, isbat ve izah etmekte, Kur’anın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş hükmünde olduğunu, bütün dünyaya ilan edip, göstermektedir. Risale-i Nur, Resul-i Ekrem Efendimizin (A.S.M) nuranî meşrebini ve Sahabe-i Kiram’ın âlî seciyesini beyan eden bir nur ve feyiz hazinesidir.

Risale-i Nur’un hakikî talebeleri, neşriyat-ı diniyelerinde ve ittiba-ı sünnetteki ibadetlerinde ve içtinab-ı kebairdeki takvalarında her samimî, müttaki mü’min gibi kendilerini, Kur’an hesabına vazifedar sayarlar.

“Madem ben de bu vatanın evladıyım, bu vatanın saadetine hizmet etmek benim için farzdır”  diyen Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin ve O’nun talebelerinin meslek ve meşrebine dair Kur’an’dan ders aldığı muazzam bazı hakikatleri, esasları ve düsturları, efkarı ammeye ve insaniyettin nazarına arz ediyoruz.

Evet, “birbirine benzeyen ağaçları fark ve tefrik ettiren meyveleridir.” Risale-i Nur hizmetinin esaslarının umumunu ifade etmek uzun olacağından en mühimlerini nazarlara ilan ve teşhir ediyoruz ki;

Bediüzzaman Said Nursi (Rahmetullahi aleyh), Risale-i Nur ve Nur talebeleri anlaşılsın, bilinsin, başka cereyanlarla karıştırılmasın:

  

RİSALE-İ NUR’UN YOLU, MESLEĞİ;

 

Bu zamandaki hayat şartlarına, insanların ahval-i ruhiyelerine göre en selâmetli, en kısa ve umumî bir cadde-i Kur’andır. Serapa ilim ve tefekkür üzerine gitmektedir. İçtimaî hayatta çeşitli hizmetler gören ferdlerin istifadesi büyüktür. Risale-i Nur’u okuyan ve ondan ders alarak tefekkür-ü imaniyeyi kazananlar, dünyevî vazife ve mesleklerini, âhiret hayatına ve ebedî saadete vesile yaparak büyük bahtiyarlığa erişecektir. İslâm dinindeki bu büyük hakikatı derkeden münevverler; elbette hak dininin hizmetini büyük bir saadetle deruhde edecekler, hakikatı arayan fakat bulamayan insanlığa da neşre çalışacaklar.

 

BİZİM CEMAATIMIZIN MEŞREBİ:

 

Muhabbete muhabbet ve husumete husumettir. Yani beyn-el İslâm muhabbete imdad ve husumet askerini bozmaktır. Mesleğimiz ise, ahlâk-ı Ahmediye ile tahalluk ve Sünnet-i Peygamberîyi ihya etmektir. Ve rehberimiz Şeriat-ı Garra ve kılıncımız da berahin-i katıa ve maksadımız i’lâ-i Kelimetullahtır.

 

VAZİFEMİZ DE; Kur’anın imanî hakikatlarını tahkikî bir surette ehl-i imana bildirip onları ve kendimizi i’dam-ı ebedîden ve daimî haps-i münferidden kurtarmaktır. Sair dünyevî ve siyasî ve entrikalı cem’iyet ve komitelerle münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmeyiz.

 

RİSALE-İ NUR’UN HEDEFİ DOĞRUDAN DOĞRUYA ÂHİRETTİR.

Risale-i Nur’un hedefi doğrudan doğruya âhirettir. Dünya ile alış-verişi yoktur. Biz Risale-i Nur şakirdleri, Risale-i Nur’u değil dünya cereyanlarına, belki kâinata da âlet edemeyiz. Risale-i Nur şakirdlerinin, mümkün olduğu kadar, siyasete ve idare işine ve hükûmetin icraatına karışmamak bir düstur-u esasîleridir. Çünki hâlisane hizmet-i Kur’aniye, onlara her şeye bedel kâfi geliyor. Risale-i Nur’un organize edilmemiş serbest bir üniversiteye benzeyen tahsiline, eserleri okumak suretiyle devam edenler ise, Kur’an ve imana hizmet etmekten başka herhangi dünyevî bir maksad taşımıyorlar.

 

TAKVA DAİRESİNDE HAREKET ETMENİN EHEMMİYETİ

Kur’anı Kerim’de; Ey insanlar! Sizi ve sizden evvelkileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki, takva mertebesine vâsıl olasınız, diye buyurulmuştur. Bu zamanda manevi tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takva bu tahribata karşı en büyük esastır. Takvadarane olan Nur’un mesleğinde, hakikat ve Sünnet-i Seniye ve feraize dikkat, büyük günahlardan ve bid’alardan çekinmek esastır.

 

MESLEĞİMİZ MÜSBETTIR, DÂHİLDE MENFÎ HAREKETTEN KUR’AN BİZİ MENEDİYOR.

Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-yı İlahîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlahiyeye karışmamaktır. Bizler asayişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde her bir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz. Hakikî bir Müslüman, samimî bir mü’min hiçbir zaman anarşiye ve bozgunculuğa taraftar olmaz. Dinin şiddetle men’ettiği şey, fitne ve anarşidir. Vazifemiz, dâhildeki asayişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir.

 

BÂKİ BİR HAKİKAT, FÂNİ ŞAHSİYETLER ÜSTÜNE BİNA EDİLMEZ.

Bâki bir hakikat, fâni şahsiyetler üstüne bina edilmez. Edilse, hakikata zulümdür. Her cihetle kemalde ve devamda bulunan bir vazife, çürümeye ve çürütülmeye maruz ve mübtela şahsiyetlerle bağlanmaz; bağlansa, vazifeye ehemmiyetli zarardır.

 

ŞAHSİYET DEĞİL,  ZAMAN, CEMAAT ZAMANIDIR.

Bu zaman ehl-i hakikat için, şahsiyet ve enaniyet zamanı değil. Zaman, cemaat zamanıdır. Cemaatten çıkan bir şahs-ı manevî hükmeder ve dayanabilir. Ferdî şahısların dehâsı, ne kadar hârika da olsalar, cemaatın şahs-ı manevîsinden gelen dehâsına karşı mağlub düşerler.

HAKİKAT, HİÇBİR ŞEYE ALET VE TABİ OLAMAZ

İştigal ettiğimiz ulûm-u imaniye, rıza-yı İlahiyeden başka hiçbir şeye âlet olamaz. İmanın kuvvetlenmesi için bu zamanda ve bu zeminde gayet şiddetli kat’i bir ihtiyaç ile ders-i dinde bazı şahıslar lâzımdır ki, hakikatı hiçbir şeye feda etmesin, hiçbir şeye âlet etmesin, nefsine hiçbir hisse vermesin. Tâ ki, imana dair dersinden istifade edilsin, kanaat-ı kat’iyye gelsin. Evet, Güneş Kamer’e peyk ve tâbi’ olmadığı gibi, saadet-i ebediyenin nuranî ve kudsî anahtarı ve hayat-ı uhreviyenin bir güneşi olan İMAN dahi, hayat-ı içtimaiyenin âleti olamaz.

 

NEDEN NE DÂHİLDE, NE HARİÇTE BULUNAN CEREYANLARA VE BİLHÂSSA SİYASETLİ CEMAATLARA HİÇBİR ALÂKA PEYDA ETMİYORSUN? VE RİSALE-İ NUR VE ŞAKİRDLERİNİ MÜMKÜN OLDUĞU KADAR O CEREYANLARA TEMASTAN MEN’ EDİYORSUN?

Mesleğimizin esası olan “ihlas” bizi men’ediyor. Hakaik-i imaniye ve hizmet-i nuriye-i kudsiye, kâinatta hiçbir şeye âlet olamaz. Rıza-yı İlahîden başka bir gayesi olamaz.

Elhasıl: Hakikat-ı ihlas, benim için şan ü şerefe ve maddî ve manevî rütbelere vesile olabilen şeylerden beni men’ediyor. Kemmiyet (sayı çokluğu) keyfiyete (kaliteye) nisbeten ehemmiyetsiz olduğundan, hâlis bir hâdim olarak, hakikat-ı ihlas ile, herşeyin fevkinde hakaik-i imaniyeyi on adama ders vermek, büyük bir kutbiyetle binler adamı irşad etmekten daha ehemmiyetli görüyorum.

YENİ SAİD NE İÇİN BU KADAR ŞİDDETLE SİYASETTEN TECENNÜB EDİYOR?

Milyarlar seneden ziyade olan hayat-ı ebediyeye çalışmasını ve kazanmasını; meşkuk (şüpheli) bir-iki sene hayat-ı dünyeviyeye lüzumsuz, fuzulî bir surette karışma ile feda etmemek için.. hem en mühim, en lüzumlu, en saf ve en hakikatlı olan hizmet-i iman ve Kur’an için şiddetle siyasetten kaçıyor. Risale-i Nur’un en büyük kuvveti ihlas olduğundan ve dünyanın hiçbir şeyine âlet olmadığı gibi, tarafgirlik hissiyatına bina edilen cereyanlara, hususan siyasete temas eden cereyanlarla alâkadar olmaz. Çünki tarafgirlik damarı ihlası kırar, hakikatı değiştirir.

EHL-İ DÜNYA DİYORLAR Kİ: SANA NASIL EMNİYET EDECEĞİZ Kİ, SEN DÜNYAMIZA KARIŞMAYACAKSIN? SENİ SERBEST BIRAKSAK, BELKİ DÜNYAMIZA KARIŞIRSIN. HEM NASIL BİLECEĞİZ Kİ, SEN KURNAZLIK YAPMIYORSUN? KENDİNİ TÂRİK-İ DÜNYA GÖSTERİP HALKIN MALINI ZAHİREN ALMAZ, GİZLİ ALIR BİR KURNAZLIK OLMADIĞINI NASIL BİLECEĞİZ?

Elli seneden sonra, alâkasız, tek başıyla bir adam; hayat-ı ebediyesini dünyanın bir-iki sene gevezeliğine, şarlatanlığına feda etmez.. feda etse, kurnaz olmaz, belki ebleh bir divane olur. Ebleh bir divanenin elinden ne gelir ki, onun ile uğraşılsın.  Hem de âhireti bilen ve dünyanın hakikatını keşfeden; aklı varsa pişman olmaz, yeniden dünyaya dönüp uğraşmaz.

 

SENİN RİSALELERİN, ASAYİŞİ BOZANLARA VE İDAREYİ KARIŞTIRANLARA BİR MEDAR OLABİLİR Mİ? VE RİSALELERİN KUVVETİYLE BİR GAİLE AÇMAK İHTİMALİ VAR MI?

 

İman ilminden ibaret olan Risale-i Nur eczaları, emniyet ve asayişi temin ve tesis ederler. Evet güzel seciyelerin ve iyi hasletlerin menşe’ ve menbaı olan iman; elbette emniyeti bozmaz, emniyeti temin eder. Risale-i Nur’dan ders alan, elbette çok masumların kanını ve hukukunu zayi’ eden fitnelere girmez ve bilhâssa tecrübeleriyle, mükerreren akîm ve zararlı kalan fitnelere hiçbir cihetle yanaşmaz. Ve bu on senedeki on fitnelere, Risale-i Nur’un şakirdlerinin ondan birisi, belki aslâ hiçbirisi karışmadığı gösterir ki, risaleler bu fitnelere zıd ve asayişi temine medardırlar.

RİSALE-İ NUR İKNA VE İSPAT YOLUNU TERCİH ETMESİ

Risale-i Nur, iman ve Kur’an muhaliflerine karşı mücadelesinde cebr ve münazaa yolunu değil, ikna’ ve isbat yolunu ihtiyar etmiştir. Risale-i Nur, yirminci asrın ilim ve fen seviyesine uygun müsbet bir metodla akla ve kalbe hitab ederek ikna’ ve isbat yoluyla gittiği için, yalnız Türkiye’de değil, hariç memleketlerde de hüsn-ü kabule mazhar olmuştur.

 

MADDİ MANEVİ HEDİYE  KABUL EDİLMEMESİ VE İSTİĞNANIN DÜSTUR-U HAYAT OLMASI

Neşr-i Hak için Enbiya’ya ittiba etmekle mükellefiz olduğumuzu ve Kur’an-ı Hakîm’in emriyle istiğna (maddi menfaat aramamak) hususunda Peygamberleri kendine misal kabul ederek maddî manevî hediyeleri kabul etmemiştir. İşin orijinal tarafı: Bu meslek, kendi şahsına münhasır kalmamış, talebelerine de kudsî bir mefkûre halinde intikal etmiştir. Hakikî ihlaslı Nurcular, menfaat-ı maddiyeye ehemmiyet vermedikleri gibi ehl-i dalalete karşı mağlub olmamak için ve muhtaçları hakikata ve ihlasa davet etmekte bir şübhe bırakmamak için ve rıza-yı İlahîden başka o hizmet-i kudsiyeyi hiçbir şeye âlet etmemek için, hayat-ı içtimaiye faidelerinden çekiniyorlar.

 

DİYANET RİYASETİ VE EHL-İ VUKUF, MAHKEMEYE RİSALE-İ NUR HAKKINDA MÜSBET RAPOR VERMİŞLERDİR.

 

Diyanet ehl-i vukufu: “Said Nursî’nin risaleleri, hem samimî, hem hasbî, hem ilim ve hakikat ve din esaslarından hiçbir cihetle ayrılmamışlar; bunlarda dini âlet etmek veya cem’iyet teşkil etmekle emniyeti ihlâl hareketinin bulunmadığı sarihtir. Din, iman, Allah, peygamber, âhiret akidelerini ve ibarelerini açıkça anlatmak için temsiller ile yazılmış ve ilmî görüşleri ve ihtiyarlara ve gençlere ahlâkî öğütler ve hayat tecrübesinden alınmış ibretli vak’aları ve faideli menkıbeleri ihtiva eden mevcudun yüzde doksanını teşkil eden risalelerdir. Hükûmete ve idareye ve asayişe ilişecek hiçbir ciheti yoktur.” diye müttefikan karar vermişlerdir.

 

NETİCE-İ KELAM

Buraya kadar; Risale-i Nur ve müellifi Hazret-i Üstad Bedîüzzaman’ın ve Nur Talebelerinin takib ettiği meslek ve meşrebi bir nebze olsun ifade etmeye çalıştık. Daha geniş malumat ve istifade için yukarıda ifade edilenlerin menbaı olan Risale-i Nur Külliyatına havale ediyoruz.

 

Cenab-ı Erhamürrâhimîn’den bütün Esma-i Hüsnasını şefaatçı yapıp niyaz ederiz ki; bizleri sırr-ı ihlasa muvaffak eylesin, sırat-ı müstakimden ayırmasın. Amîn.