ANASAYFA / Haber / ÇANAKKALE RUHU

ÇANAKKALE RUHU

I. DÜNYA SAVAŞI BAŞLIYOR VE OSMANLI DEVLETİ SAVAŞA GİRİYOR

Çanakkale Savaşlarına girmeden önce I. Dünya Savaşı’nın çıkış sebeplerine, Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşı’na girişine ve Çanakkale Savaşlarına kadar gelişen olaylara bakmak konuyu anlamak açısından hiç şüphesiz zaruridir.

20. yüzyılda meydana gelen iki dünya savaşının ilki olan ve sonuçları itibarıyla ikincisinin çıkmasına zemin hazırlayan I. Dünya Savaşının çıkış sebeplerini 19. yüzyıl sonunda meydana gelen siyasî gelişmelerde aramak gerekir kanaatindeyiz.

19. yüzyıl sonunda Avrupalı büyük devletler arasında geçerli olan bir statüko ve güçler dengesi vardı. Bu devletler zaman zaman sıcak çatışmanın eşiğine gelseler de sonuçta birbirlerinin hâkimiyet alanlarına müdahale etmeyen bir denge politikası izliyorlardı. Aralarındaki en büyük çekişme ve rekabeti de Osmanlı topraklarından alınacak pay oluşturuyordu. İstanbul ise başlı başına bir rekabet konusu olup stratejik öneme sahip bu şehrin kendilerinin olmazsa zayıf Osmanlı Devleti’nin elinde bulunmasını şimdilik yeğliyorlardı. 19. yüzyıl başlarında Napolyon bu durumu: “Büyük soru şu: İstanbul’a kim hâkim olacaktır?” sözleriyle ortaya koymuştu.

Ancak bu güçler dengesi 19. yüzyılın son çeyreğinde Almanya’nın ciddi bir güç olarak Avrupa siyaset arenasında boy göstermesiyle bozulmaya başladı. İngiltere, Fransa ve Rusya’nın Afrika ve Asya’da hâkimiyet kurarak oluşturdukları sömürgelere karşı kendi hâkimiyet alanlarını tesis etmeye çalışan ve özellikle Osmanlı Devleti ile ilişkilerini geliştirerek bölgede nüfuz kurmaya çalışan bir Almanya ortaya çıktı. Almanya’nın, bilhassa inşasını üstlendiği Berlin-Bağdat demiryolu projesiyle başta Mısır, Basra Körfezi ve Hindistan yoluna karşı tehdit edici bir vaziyet alması bu üç devleti fazlasıyla endişelendirdi. Bu devletler aralarında güç birliği oluşturmak amacıyla Üçlü İtilaf’ı kurdular. Almanya da buna karşılık Avusturya-Macaristan ve İtalya ile bir araya gelerek Üçlü İttifak’ı tesis etti.

20. yüzyılın başına gelindiğinde Avrupa iki bloğa ayrılmış durumdaydı ve devletler arasında gittikçe gerginleşen bir hava vardı. Nihayet 28 Haziran 1914’te Saraybosna’da Avusturya veliahdının bir Sırplı tarafından öldürülmesi ile sonucunda milyonlarca insanın öleceği, üç imparatorluğun yıkılacağı, yerlerine yeni devletlerin kurulmasıyla dünya siyasî haritasının değişeceği I. Dünya Savaşı başladı.

http://canakkale.tubitak.gov.tr

1. Dünya Savaşı ve Cepheler

I. Dünya Savaşı, Avrupa merkezli olan bu küresel savaş, 28 temmuz 1914 yılından başlayarak 11 Kasım 1918 1918 yılına kadar devam etti. I: Dünya Savaşı, II. Dünya Savaşı’na kadar ” Dünya Savaşı”, ya da ” Büyük Savaş” olarak da adlandırılır. Savaşın taraflarından olan Osmanlı Devleti’ne göre bu savaş ” Genel Savaş” anlamına gelen ” Harb-i Umumi ” anlamına gelirken halk arasında bu savaşa ” Seferberlik ” adı verilmiştir. I. Dünya Savaşı’na Amerika Birleşik Devletleri girene kadar ise savaş ABD için ” Avrupa Savaşı ” olarak adlandırılmıştır. O zamanın büyük güçleri iki tarafa ayrılarak I. Dünya Savaşı’nda yerlerini almışlardır.

  1. Derece Cepheler:

 

 

Kafkas Cephesi (1914-1918) Rusya’ya karşı yapıldı.

 

İlmi şahsiyetinin yanında müthiş bir askeri deha da olan Bediüzzaman, yeri geldiğinde bu vatanı korumak için kendisi ve talebeleriyle bedenlerini siper eylemişlerdir.

l.Dünya Savaşı'nda Bediüzzaman

I. Dünya Savaşı başladığında, Said Nursi de talebeleriyle birlikte Doğu Milis Teşkilatı’nı kurdu ve Van-Bitlis cephesinde gönüllü alay komutanı olarak Ermenilere ve Ruslara karşı Kafkas Cephesinde savaşıyordu. Bu savaş esnasında, Rus birliklerinin açtıkları ateş sonucu bir çok kere yaralanmasına rağmen hep ön saflarda çarpışıyordu.

 

Kanal Cephesi Almanların isteği ile açıldı (14 Ocak 1915).

Irak Cephesi Cepheyi İngilizler açmıştır (1914–1917)

Sina-Filistin-Suriye Cephesi  (1914-1918)

Hicaz-Yemen Cephesi (1914-1916)

Çanakkale Cephesi Cephe İtilaf Devletleri tarafından açılmıştır (1915).

 

Çanakkale Savaşı

Çanakkale Savaşı, 1. Dünya Savaşı’nın sonlarına yaklaşırken 1915- 1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadasında Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve kara muharebeleridir.

Çanakkale savaşı, Birinci Dünya Savaşı içindeki, tarihin en kanlı bölümü olarak bilinir. Türk’ün sayısız zafer, şan ve şerefle dolu tarihinin en parlak sayfasıdır. 1. Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre önce, 1911-1912 yıllarında Osmanlı Devleti son Afrika topraklarını İtalya’ya kaptırmış, 1912-1913 Balkan hezimeti ise, Rumeli’deki son Türk hakimiyetini silip süpürmüştür. Bulgar ordularının İstanbul kapılarını zorlaması, 500 yıldır Türk olan Rumeli’nin kaybı, İstanbul ve Boğazların güvenliğinin tehlikeye girmesi, o zamanın devlet adamlarında siyasi yalnızlığımızın doğal bir sonucu olarak değerlendirilmiştir.

18 Mart 1915 deniz savaşının Çanakkale Deniz Zaferi’yle taçlandığı gün…

“18 Mart gecesi Albay Cevat, hayatını alt üst eden altın rüyayı hatırladı. Peygamberimiz (sav) beyaz sarıklı, beyaz elbiseli bir şekilde kendisine göründü, Karanlık Liman’da (و) vav harfi yazmayı öğretti. Limana (و) vav gibi, mayın döşenmeliydi. Uyandığında kendisini gözyaşları içerisinde ağlar buldu. Hayatının en güzel anıydı. Peygamberimiz (sav) savaşla ve kendisiyle ilgileniyordu. Rüyayı çok önemsedi. Boğaz’da kıyıdan kıyıya, suyun akışına dik olarak döşenmiş mayın hatları vardı fakat Karanlık Liman’da gemilerin manevra yapmasını önleyecek şekilde bir mayın hattı yoktu. Böyle bir hat savaşın seyri değiştirirdi.”(Matarama Kan Doldu romanımdan)
Albay Cevat, gece 24’ten sabah 3.5’a kadar Karanlık Liman’a 26 mayını döşetti. Nusret mayın gemisi kaptanı Yüzbaşı Hafız Hakkı’nın kalbi, o gece yaşadığı heyecana dayanamadı ve mayınları döşedikten sonra düşmana görünmemek için gemiyle geri dönerken durdu ve şehitlik rütbesine yükseldi.
Ertesi gün Karanlık Liman’da manevra yapan İngiliz ve Fransız gemileri bu mayınlara çarptı ve soğuk sulara gömüldü. Gece döşenen mayınlar, savaşın kaderini değiştirdi.


Mecidiye Bataryası’nda görev yapanHavranlı Koca Seyit, 275 kg. mermiyi tek başına kaldırdı, topun namlusuna yerleştirdi, Besmele ile nişan aldı, ateşledi. Allah’ın yardımıyla Ocean’ı sulara gömdü.

Yüzbaşı Mehmet Hilmi’nin emri üzerine tekrar kucakladı, komutanıyla birlikte namluya sürdüler. Yüzbaşı, nişan alıp ateş etti. İrresitble gemisini batırdı.

O gün öğleden sonra Bouvet ağır yara aldı, Karanlık Liman’a çekildi, orada mayınlara çarptı, sulara gömüldü.
Çanakkale kahramanları imanı kuvvetiyle düşmana ve ölüme meydan okudular. Yüce Allah’ın şehitlere vadettiği cennete ulaşmak için çarpıştılar. Ulaşamadıkları zaman hayıflanarak bir sonraki vuruşmayı beklediler. Gönüllerdeki ve dudaklardaki Kur’an onları teselli etti, ayaklarını sağlamlaştırdı.
       “Eğer bilirseniz Allah’a ve Resulüne inanıp mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat etmeniz sizin için daha hayırlıdır.”
“Evet, siz sabır gösterir ve Allah’tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder.”

Deniz zaferinden sonra 25 Nisan 1915’te kara savaşları başladı. Arıburnu, Seddülbahir, Suvla ve Anafartalar’da inanılmaz kahramanlık destanları yazıldı.

Bigadiçli Mehmet Çavuş, Arıburnu’nda şafakla düşmana süngü hücumu başlatanlardandı. Düşmanı siperlerinden geriye savurdu. Yetiştiğini süngüledi. Akşama kadar şehitlik kapmak için boğuştu. O gün de şehitlik rütbesini kapamadı.

Akşam nöbet vardı. Karayörük Deresi’ne indi, şırıl şırıl su akıyordu. Işıl ışıl Ay ışığında parlıyordu sular. Çavuş sevinçle dereye indi. Suda abdest aldı, matarasını doldurdu, arkadaşlarının yanına sipere geldi. Çavuş senin yüzün kanlanmış, dedi arkadaşları. Olamaz, dedi çavuş, yeni abdest aldım. Matarasını açtı, su niyetine bir yudum aldı.
Tadı bambaşkaydı, su değildi içtiği, ağzı kan dolmuştu. Yüreği titredi. Ürpertiyle sarsıldı. Dişleri birbirine vurdu. Alt dudağını ıstırapla ısırdı. Boğazı susuzluktan yanmaya başladı. Dili ağırlaştı, ağzında kocaman oluverdi, sonra damağına yapıştı. Akşama kadar vuruşan ve şehitlik rütbesine yükselen komutanlarını ve arkadaşlarını hatırladı. Gözleri nemlendi, boğazı kırk boğum oldu.
Matarayı şehit arkadaşlarının kanıyla doldurmuştu. Istırapla yüreği parçalandı. Dudakları şehitlerin aziz ruhlarına göndermek üzere Fatiha’ya sarıldı.

       Cennet Rüyası Görenler Yurdu

Çanakkale, cennet rüyası gören Mehmetlerin matarasını kanla doldurduğu şehitler diyarıdır. Her adımda bin şehit, her karış toprak bin şehidin teri, kanı ve kemiği ile sulanmıştır.

Çanakkale şehitlerinin maneviyat iklimini ve destan yazan kahramanların ruh hâlini anlatabilmek için Matarama Kan Doldu’yu kaleme aldım. Çanakkale zafer çerağını gönüllerde yakmak için.
Çanakkale ruhunu yüreğimizde yaşatalım diye.
Çanakkale’de Mehmetçik, İlahi yardımlara mazhar oldu ve destanlar yazdı. İman, tekniğe meydan okudu. Ölümü şehitlik mertebesi olarak görenler, hayata tutunmaya çalışanları yendi. Makineli tüfeklerle taranan ve siperden dışarı çıkmada zorlanan ordumuz, 253 bin şehidin kanı pahasına muhteşem bir zafer kazandı. Çanakkale asla unutulmaması gereken bir şahlanış destanı. İman ve cesaretin, dinsizliğe meydan okuduğu yer. Doğum yapan eşini görmeye gitmeyen Üsteğmen Hasan Hulusi’yi, cephede oğluna ağıt yakan İsmail Çavuş’u, sipere girmeye lüzum görmeyen Diyarbakırlı Yüzbaşı Hasan’ı ve binlerce şehidi unutmamalı; unutturmamalıyız.

 kaynak: www.alierkankavakli.org

İngiliz Subayının Kaleminden ‘Çanakkale’

Çanakkale Cephesi’nde savaşan Teğmen Nightingale’in, ailesine gönderdiği mektuplardan: ‘Burası cehennem’

Nightingale, 1915 yılında Çanakkale Cephesi’nde İngiliz Ordusuna bağlı 29’uncu Tümen 86’ncı Tugay 1’inci Kraliyet Munster Alayında Osmanlı askerlerine karşı savaştı.

Müttefiklerin, özellikle İngiliz birliklerinin “River Clyde” isimli kömür gemisiyle Seddülbahir’e yapılan çıkarmadaki birliklerde yer alan Nightingale, Gelibolu Yarımadası’nı terk edinceye kadar siperlerde yazdığı 49 mektubu annesinin yanı sıra kız kardeşi ve babasına gönderdi.

“Sansür” mekanizmasının başında bulunan Nightingale, mektuplarında hem kendisi hem de diğer İngiliz birliklerindeki askerlerin psikososyal durumlarına dair bilgileri de aktardı.

“Burası cehennem”

Karaya çıkarken yaşadıkları zorlukları betimlemek için günlük gazetelere gönderme yapması ve yine çıkarmada arkadaşlarının birer birer vurulmasını anlatması, Nightingale’in, işlerinin kolay olmayacağı zannına kapılmasına yol açtı.

Nightingale, karaya çıkarken yaşadıkları mücadeleyi, “hırpalanma, mermi sağanağı, ölüm kapanı, berbat bir gece, korkunç bir ateş altında, müthiş bir zayiat, çok kötü bir gece” gibi terim ve deyimlerle belirtti.

İngiliz subayının mektuplarındaki ifadelerden bazıları şöyle:

“Öyle zor bir Türk direnişiyle karşılaştık ki geri dönüşü yoktu. Bütün gün bombalandık ve Türk keskin nişancıları gece boyu ateş açtı, saldırıya uğradık fakat moralimiz yerinde. Güney Afrika’da üç yıl içinde kaybettiğimizden daha fazla sayıdaki subay ve askerimizi, Çanakkale’ye çıkan bu taburda ilk üç gün içinde kaybettik. Karanlıkta, cesetleri örseliyor ve üzerine basıyorduk. Hava aydınlandığında şok içinde, en son Malta’da gördüğüm ve birlikte hoşça vakit geçirdiğim İskoç Krallığı Sınır Birliğinden bir subayın parçalarını toprağa gömüyordum. Times gazetesi, Binbaşı Jarret’ın öldürüldüğünü ve 5 kişinin de yaralandığını bildirmiş. İlk gün 20 subayını kaybeden Lancashire Tugayı gibi birçok bölüğün adı bile bu gazetede geçmiyor. Oysa Dublinliler tam liste halinde verilmiş. Sanırım gazetedekiler burada hiçbir şey olmadığını göstermeye çalışıyor ve Türklerle bir sürtüşme varmış gibi hareket ediyorlar. Halbuki burası cehennem ve idare edilmesi mümkün değil. Burada Fransa’da 5-6 ayını geçirmiş ve doğruca Mons şehrinde çatışmaya katılmış olan birçok subay ve asker var. Hepsi de orada yaşandıkları mücadelenin, burada olanlara ve son 14 günde yaşadıklarımıza kıyasla bir piknik olduğunu söylüyordu.”

Zaman içinde savaşın muazzam büyüklüğü, Nightingale’in kelimelerine, “Nasıl kurtulduğumuzu bilmiyorum. Elbiselerimin her tarafında kurşun ve biri dürbünümden, diğeri kemerimden geçmiş iki süngü izi var” cümleleriyle yansıdı.

Gelibolu Yarımadası’nda artan başarısızlığın, İngiliz askerlerinde mücadelenin kaybedildiğine yönelik kanaat oluşturduğu, Nightingale’in 26 Ağustos 1915 tarihli mektubunda, “Hiç şüphe yok ki bu arazi üzerinde bütün kartlarımızı açık bir şekilde oynadık ve başarısız olduk. Fırsatı kaçırmıştık ve buraya gelenlerden ayrı başka ordular gelmiş olsaydı sanırım onlar daha başarılı olurdu” ifadesiyle bu coğrafyada sona yaklaşıldığını ortaya koydu.

kaynak: www.kanalahaber.com

Çanakkale Savaşı’nda kaybolan alay

“Bölükler Anzak Koyu’na çıkarken 1915′te Gelibolu’da şartlar korkunçtu: Dizanteri, erleri yere yıkıp, her tarafa cesetler yayıldıkça, kabus büyüyordu…” “Çanakkale Savaşı tam bir cehenneme dönüyordu.”

10 Agustos 1915 Çanakkale… Güneşin göz kamaştıran parlaklığı, topların bitmez, tükenmez gürlemelerine karışıyor… Gelibolu Savaşı’nın son dönemi, cehennemi Çanakkale’ye taşımış… Siperler fırın gibi… Savas kokusu ile dolu sıcak bir rüzgar, ovada eserken, ince bir toz tabakasını da havaya kaldırıyor. Yiyeceklerin, siperlerin, ölü ve yaralıların üzerine bulutlar halinde çöken iri yeşil sinekler, dizanteriye yakalanan İngiliz askerlerini büsbütün perişan ediyor… Ve Mehmet Akif’in dediği gibi “O ne müthiş tipidir ki; savrulur enkazi beşer”

İngiliz komutan yenileceklerini anlayınca

İngiliz askeri, tarihinin en büyük yenilgilerinden birine adım adım yaklaşıyor. İngiliz komutan Sir Ian Hamilton, korkunç bir yenilgiye uğrayacaklarını sezmiş, savaşı kazanmanın tek yolunu, taze kuvvetlerle birlikte yapılacak büyük bir saldırıda görmüştü. Aksi takdirde Çanakkale Savaşı kendileri için tam bir hezimet olacaktı.

Norfolk alayı geliyor

Kraliyet Norfolk Alayı, taze kuvvetlerin bir parçası olarak 29 Temmuz 1915′te Ingiltere‘de gemilere bindirildiler. Savaş tecrübeleri yoktu. Ordu mensuplarınca tatil gecesi askerleri diye anılan savunma birliklerine bağlıydılar. Norfolk alayı, savaş hattı gerisinde iklime alışmaları için bekletilmeden 10 Agustos günü Suvla Koyu’nda unutulmaz bir macera yaşamak hayali yerine, cehennemi andıran kabusla kucaklaştılar.

Başlarına gelecekten habersiz

Sahile yakın bir yerdeki tuz gölü, kavurucu yaz güneşinin etkisi ile kurumuş ve güneşin parlaklığını ve ısısını ayna gibi Norfolk alayının üzerine yansıtıyordu. Kuzeydeki Kireçtepe, iki yanında Kavaktepe ve Tekketepe, güneydeki Saribayir arasında kalan Suvla düzlügü, dev bir arenayı andırıyordu. İngiltere’nin Dereham Kasabası’nda toplanan Norfolk alayi 4. ve 5. taburlar, anayurtlarından uzak bu topraklarda, kendilerinden önce gelenlere mezar olan bölgede şaşkına döndüler. Savaşta herşey olabilirdi ama, Norfolklular, Çanakkale Savaşı’nda, her harp sırasında olanlar dışında başlarına gelecek olayı asla düşünemezlerdi…

İngilizlerin boşuna hücumları

Sir Hamilton, Tekke ve Kavaktepeleri’ne bir gece karanlığında ani ve hızlı bir saldır yapmayı planlamıştı. Bu iş için 12 Ağustos gecesi 54. tümen ilerlemeye başladı. İçlerinde Norfolk tugayı da bulunuyordu. Tepelerin yamacına kadar gelecekler ve şafak sökerken saldırmak üzere hazırlanacaklardı. Fakat, gece yürüyüşünün yapılacağı bölgede, Küçük Anafarta Ovası denilen yerde, Türk askerinin pusuya yattığı sanılıyordu. Bu yüzden bir Norfolk tümeni önden yolu açsın diye 12 Ağustos öğleden sonrası harekete geçti.

Bu öncü tümenin ilerleyişi tam bir bozgunla sonuçlanmıştı. Gelibolu savaşında İngilizler’in gösterdiği şaşkınlık ve beceriksizlik, topçu atışının 45 dk. önce başlamasına neden oldu. Boşuna cephane harcayan İngilizler, savaş alanını da hiç incelememişlerdi. Araziyi bilmiyorlardı. Hedeflerin yerini çalakalem belirlemişlerdi. Gücünden habersiz oldukları Türk birlikleri yarımadanın diğer tarafında çizilmisti.

4. Norfolk Taburu, geride olmak üzere 163. tümen, gün ışığında çıplak ovayı geçmeye çalışmanın bariz bir hata olduğunu anladığında, ancak 900 m ilerleyebilmişti. Türklerin direnci, İngilizlerin tahmin ettiğinden çok daha büyüktü. İngiliz tümeninin büyük bir kısmı yoğun makineli tüfek atişi altında kaldığı için olduğu yerde çakılmıştı. Ancak sağ tarafta yer alan 5. Norfolk taburu daha az bir mukavemetle karşılaştığı için ilerlemeye devam etti…

Bulutun içine doğru

İşte tam bu sırada 22 kişilik bir Yeni Zelanda sahra birliğinin gözleri önünde Norfolk alayının 4. taburuna bağlı çok sayıda asker, karşılarındaki tepeye yürümeye başladılar. Tepenin üzeri ekmek somunu biçimli beyaz bir bulutla kaplıydı. İngiliz askerleri, yavaş yavaş tepeye yaklaştılar ve bulutun içinde kayboldular. Son asker de bulutun içine girdikten sonra, bulut sanki kargosunu almış gibi yavaşça havalandı ve rüzgarın aksi yönüne doğru hareket etti…
Dahası gökyüzünde bu bulutun kopyası olan 3-4 bulut da rüzgara rağmen yerlerini koruyorlar.
Ve sanki diger buluta eskortluk ediyorlar…

Komutan Hamilton anlatıyor

Kumandan Hamilton, İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener’e gönderdiği telgrafta, olayı şöyle anlatıyordu:
“Çanakkale Savaşı sırasında, 163. tümen her bakımdan üstün olduğu bir anda, çok garip bir şey meydana geldi… Türklerin zayıflamakta olan kuvvetlerine karşı, Albay Sir H. Beauchamp, cesur ve kendinden emin bir subay olarak büyük bir gayretle, hızla ilerledi ve savaşın en güzel kısmı böyle başladı. Mücadele iyice kızışmıştı.

Bu askerlerin çoğu yaralı ve susuzluktan perişan bir haldeydiler. Bunlar, kampa ancak gece vakti geri dönebildiler. Fakat, Albay, 16 subayı ve 250 askeriyle önüne düşmanı katmış, hızla ilerlemesine devam ediyordu… Daha sonra bunlardan hiçbir haber alamadık. Ormanlık bölgeye hücum ettikten sonra gözden kayboldular ve sesleri de duyulmadı. İçlerinden hiçbiri geri dönmedi.”
267 kişi, hiç bir iz bırakmadan kaybolup gitmişti.

Yenilgi kaçınılmaz oldu

O gün öğleden sonra başlayan ilerleyişin başarısızlıkla sonuçlanması, Sir Ian Hamilton’ın savaşı kendi lehine döndürme ümidini de yok etmişti. Böylece, 1915 yılı sonunda Müttefik Kuvvetler, geri çekilerek, büyük bir yenilgiye uğradılar. Gelibolu Savaşı, sekiz buçuk ay sürdü.ve 46 bin askerin ölümüyle sonuçlandı. O zamanın savasları için, korkunç bir rakamdı bu. 1916′da İngiliz Hükümeti, savaşın kaybedilme nedenlerini araştırmak üzere, resmi bir kurulu görevlendirdi.

Çanakkale Savaş’ında gizlenen rapor

Gelibolu Kurulunun Son Raporu adı altında baştan aşağı sansür denetiminden geçmis bir rapor, önce 1917′de ve daha sonra da 1919′da yayınlandı. Raporun aslı, 1965 yılına kadar ortaya çıkarılmadı. 1918 sonunda, İngilizler, gelibolu’ya sanki Çanakkale Savaşı’nda galip gelmisçesine geri döndüler. İşgal Kuvvetleri’nin bir askeri savaş alanında gezinirken, Kraliyet Norfolk Alayi’na ait bir rozeti buldu. Çevrede yaptığı bir soruşturma sonunda, bir Türk çiftçisinin kendi arazisinde bulduğu bir sürü cesedi, yakındaki bir dereye attığını öğrendi.

Dosya kapanmadı

5 ay süren Çanakkale Savaşı Bogaz’in iki yani için de tam bir Cehennem olmustu. Savaşin tarihi yazıldı. Ölenlerin , yaralıların, kayıpların sayısı tespit edildi. Fakat bir tek şey, özellikle unutulmadı. Kaybolan Norfolk Alayı Askerleri… İkinci dünya savaşından kalan Philedelphia Efsanesi gibi bu savaştan da bu olay tüm gizemiyle kalmıştı ortada. Bir çok kitapta bu olaya geniş yer verilir hatta bazıları bunun Çanakkale Savaşı ‘nın kendisinden de önemli olduğunu düşünüyor.

Philedelphia 2. deneyinde de Eldridge ‘in ilk görüldüğü limanın NORFOLK olmasi sanki bu isimde bir şey var diye düşündürüyor.

kaynak: /www.gazetevatan.com

Churchill’in Ağzından Çanakkale Savaşı


Winston Churchill şunu söylemek zorunda kalmıştı:

“Biz Çanakkale’de Türklerle değil Allah’la savaştık. Tabiî ki yenildik.”

 

Çanakkale’de Osmanlı Saflarında Hangi Milletler Savaştı?

Çanakkale'de hangi şehir kaç şehit verdi?

Çanakkale Boğaz Komutanlığı tarafından yayınlanan resmi bilgi ve belgelere göre düzenlenen tabloda ise cephede şehit olanların sayısının 589’unun subay olmak üzere 57 bin. Çanakkale Savaşı’na Anadolu topraklarının yanı sıra Osmanlı Devleti’nin terk ettiği topraklardan da katılım oldu. Suriye ve Filistin’den 787, Lübnan ve Irak’tan 117, Kosova’dan 65, Yunanistan’dan 45, Makedonya’dan 31, Arnavutluk’tan 27, Bulgaristan’dan 21 kişinin şehit olduğu kayıtlarda geçiyor.

kaynak sabah.com.tr

 

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mithat Atabay, Halep’e vefa borcumuz olduğunu belirterek, “1. Dünya Savaşı başladığı sırada, Osmanlı İmparatorluğu’nun toplam 23 vilayeti vardı ve bu vilayetlerden bir tanesi de Halep idi. Seferberlikte Halep bölgesinden de Osmanlı ordusuna askerler alındı. Bu askerler 25. tümene alınmış askerlerdi. Tabii Çanakkale cephesinde savaş kızıştığında, Halep’ten toplanan askerler de Çanakkale bölgesine gönderildi. Çanakkale cephesinde 19, 12 ve 16. tümenlerde Halep bölgesinde gelen askerler savaştı. Bu askerlerin muharebelerin yoğun olduğu Arıburnu ve Anafartalar bölgesinde savaştığını görüyoruz. 507 Halepli asker bu vatan için şehit oldu. Çanakkale cephesinde Suriyeli askerlerden 1600 şehit vardı, bunların 507’si Halepli. Neredeyse 3’te biri Halep bölgesinden” dedi.
Kaynak :Boğaz Gazetesi

 

 

ÇANAKKALE ŞEHİTLİK SURIYE ile ilgili görsel sonucu

 

Hatay’ın Yayladağı ilçesindeki Yetim Çığlığı Merkezi’nde kalan Suriyeli yetim çocuklar,  Çanakkale’de şehit düşen atalarının mezarlarını ziyaret etmişti.

 

103 Yıl Sonra Kader-i İlahi Zafer’de Yine Birleştirdi

Çanakkale’de Sömürgeci güçlere karşı  İslamın sancaktarı Osmanlıyla beraber aynı saflarda çarpışan Suriyeliler şimdi de  Özgür Suriye Ordusu yine aynı şekilde mücadele verdi.

Çanakkale Ruhu Yeniden Canlandı

18 Mart 2018’de teröristlerden temizlenen Afrin merkezinde Türk bayrağı açıldı. ÖSO birlikleriyle birlikte kent merkezine giren Özel Kuvvetler Türk bayrağıyla poz verdi. Afrin yönetim binası ele geçirildi. Türk bayrağı göndere çekildi. TSK bayrağın göndere çekilme görüntülerini yayınladı. İşte Türk bayrağının Afrin’de dalgalandığı o anlar.

 

 

 

Check Also

İhsan Kasım Salihi’den Hatıralar

    İhsan Kasım Salihi   15-20 sene önce  Irak’ta beraber olduğu hem Risale-i Nur talebesi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir